Nesir, dil kurallarından başka hiçbir kurala bağlı olmayan, düz, doğal bir anlatım yoludur. Nesir sözcüğü, "yaymak, saçmak, dağıtmak" demektir; bugün "düzyazı" terimiyle

karşılanmağa çalışılmaktadır. Eskiden nesir biçimindeki yazılara "mensur", küçük nesir parçalarına "mensure" (ya da "mensur şiir"), nesir yazarlarına "nâsir" denirdi. Daha eski dönemde (Divan edebiyatında) "nesir" yerine "inşâ", nesir yazarlarına "münşî" denirdi.

Akdeniz kıyıları, Anadolu dağlarını siper almış olan milletin öz malı idi ve öyle kalacaktır. Bu dağların önüne yerleşmeğe özenen her istilâcı, bir gün sökülüp atılmıştır.

Anadolu millî olmağa mahkûm bir memlekettir. Onun ne toprak, ne de halk birliği bozulabilir.

Bu kıyıların mutluluğu, iç toprağın, sarp ve yalçın dağların zahmetini çeken insanlara ait olmalıdır. İç toprak bu kıyılarda nefes alır ve burada baskı gördüğü zaman, boğazına basılan bir dev gibi, tarihin görmediği kahramanlık destanlarını yaratır.

Şu dağların üstünde Türk özgürlüğünün sesi hiç dinmemiştir.

Türk Akdeniz'inde, bizim olan ve olmayan, bütün uygarlık anılarının hepsini geçecek olan Cumhuriyet uygarlığını kuracağız.

(Falih Rıfkı Alay, Bizim Akdeniz, 1934)

 

a. Yukarıdaki parçada, cümleler, genel olarak, sözdizimi kurallarına uygun biçimde kurulmuş; yani, özne, nesne, yüklem, vb. belli kurallara göre sıralanmıştır:

İç toprak bu kıyılarda nefes alır.

Anadolu millî olmaya mahkûm bir memlekettir.

 

b. Satırların uzunluk ve kısalıkları hiçbir kurala bağlı değildir; yani, satırlar kâğıt genişliğine göre uzatılıp kısaltılabilir.

c. Bir düşünceden başka bir düşünceye geçtikçe satır başına geçilmiştir; (yani her düşünce kümesi, ayrı bir paragraf içinde verilmiştir) onun dışında, satır başına geçme zorunluluğu yoktur.