░   Dadaizm, yirminci yüzyılın başlarında yenilikçi ve öncü bir sanat akımı olarak Avrupa’da ortaya çıktı. 1916’da Hugo Ball’ın etkisiyle İsviçre’de daha sonra 1920’lerde Paris’te yayıldı. Akım öncelikle 1.Dünya Savaşı’na tepki olarak gelişti. Akım, modern kapitalist toplumun estetiği yerine anlamsızlığı ve mantıksızlığı vurgulayarak, anti kapitalist ve anti-burjuva tepkileri dile getirmeye çalıştı. Akım kolaj, ses, yazı ve heykel gibi her türlü materyali eserlerinde kullanmayı denedi. Şiddet, savaş ve milliyetçilik karşı tavır sergileyen sanatçılar radikal sol ile siyasi yakınlıklarını korudular.
     Akımın adının kökeni hakkında farklı açıklamalar mevcuttur. Avusturyalı sanatçı Richard Huelsenbeck bir sözlüğün içine bir bıçağı rastgele saplar ve bıçağın ucu Fransızca argo bir terim olan dada kelimesine rastgelir. Diğer bir açıklama da da isminin bir çocuğun ilk sözlerini ima ettiğini, çocukçalığı ve saçmalığı çağrıştırdığı yönündedir. Breton’a göre özgür bir sanatsal düşünce olan dada anlayışı, zaten dünyanın aşağı yukarı her yerinde gelişmekteydi. Fransa’da, Almanya’ da, İsviçre’de, Doğu Avrupa’da kendini göstermişti ve İsviçre’de doğan hareket, ülkelerinden uzakta yaşayan bazı ozanları, ressamları, heykelcileri, müzikçileri bir araya getirmişti. Dadacılık akımı üyeleri, yıkıcılığı, özellikle dilin yıkıma uğratılmasını benimsemiş, eylem aracı olarak da skandalı seçmişlerdi.
     Bir başka rivayete göre akımın öncülerinden Romen asıllı ozan Tristan Tzara, genç sanatçıların bir toplantısında “Larousse” sözlüğünden rastgele bir sayfa açmış ve karşısına çıkan ilk kelime olan  “Dada” bu edebi akımın adı olarak benimsemiştir. Sözünü ettiğimiz bu olayın da gösterdiği gibi Dadaizm bir bunalım edebiyatıdır. Birinci Dünya Savaşı’nın sonucu insanların üzerindeki çökün­tü, güvensizlilk, inanç ve değer yargılarının sarsılması, sanatçıları da umutsuzluğa ve düş kırıklığına sürükledi. İnsanın yarattığı maddi ve manevi uygarlık değerlerinin, yine İnsan tarafından acımasızca yıkılıp yok edilmesi sanatçıları, ikiyüzlü saydıkları düzeni sanat anlayışlarının kuramlarını yıkmaya yöneltti.
     1917 yılında hareketin yönetimini, Tristan Tzara ele aldı. Edebiyat ve estetik alanında kendini gösteren bu başkaldırma akımı, başlangıçta, sanatı kesin olarak reddediyordu. Berlin’de bir siyasal ayaklanmanın da eşlik ettiği hareket, New York’ta, Man Ray, Marcel Duchamp ve Gleizes’le, özellikle resim alanında kendini gösterdi. Amerika Birleşik Devletlerinde dadacılık hareketinin doruk noktası, New York’taki Bağımsızlar Salonu’nda gerçekleşti. Almanyadaysa, yenilginin yüreklendirdiği bu hareket, Berlin’de 1918’de gelişti ve karikatürcü George Grosz gibi sanatçıların etkisiyle apaçık bir siyasi özellik kazandı. Ancak, dada gösterilerinin en önemlisi olan Otto Buchard galerisinde düzenlenen ve Dada Almanach’ın yayımlanmasıyla dikkati çeken Erste İnternationale Dadamesse’den sonra bu akım gücünü yitirdi. Bu arada Kurt Schwitters, Hannover’de sanat tarihinin dada dönemine borçlu olduğu biricik üslubu yarattı.
     Böyle bir ortamda dadaistler, sanatta her türlü geleneğe karşı çıktılar. Var olan dil ve estetik ku­rallarını kaldırmayı hedeflediler. Akla dayalı her şeye savaş açarak kuralsızlığı ve sürekli değişmeyi savundular. Bu akım sonradan yerini sürrealizme bıraktı. Tzara dışında Andre Breton, Luis Aragon ve Paul Eluard ilk ürünlerini sürrealizm akımının özelliklerine dayalı olarak vermişlerdir.
     Edebiyatımızda Garip (Birinci Yeni) akımıyla kısmen benzerlikleri varsa da Türk edebiyatında Dadaizmi tüm özellikleriyle benimsemiş bir sanatçı yoktur.