Karahanlıların Tarihçesi

Onuncu yüzyıl başlarından itibaren Orta Asya Türk kavimlerinin bazılarını kendi himayesi altına alarak çok çeşitli kültürel yapıları içinde barındıran ilk Türk İslam devletinin adı Karahanlı Devleti idi. Satuk Buğra Han’ın ölümüyle (950’de vefat etmiştir) İslamiyet’i seçmişlerdir. Bu devletin ilk temelleri ise araştırmacılar tarafından tarihlendirildiği hali ile 912’dir (Caferoğlu 2013: 13). İslamiyet’i kabulün ardından yoğun bir Arap ve Fars etkisine girilmiş, bu da en çok dilde hissedilmiştir. Karahanlı Devleti’nin merkezi Doğu Türkistan ve Kaşgar’dır (Demir-Yılmaz 2006: 71). Bölgenin İslam’ı benimsemesinde özellikle Buğra Han’ın oğlu Baytaş’ı anmak gerekir. Devletin tam olarak İslamlaşmasını o sağlamıştır. Bu dönem 960 olarak tarihlendirilebilir (Ölmez 2011: 3). Bölgenin en önemli gücü haline gelen Karahanlılar aynı zamanda İslam’ın bu bölgede yayılmasına en büyük destekçi konumunda olmuşlardır.

Karahanlıları oluşturan unsurlar olarak bazı Türk boyları öne çıkmaktadır. Bu Türk boyları arasında Uygur, Karluk, Yağma, Tohsı, Çiğil, Argu gibi Türk boyu ve soyları bulunmaktadır. Bunların yanında Oğuz ve Kıpçak boyları da aynı derecede önemli rol almışlardır. Aynı zamanda kendilerini Uygurların varisi olarak gören Karahanlılar yüksek bir kültür altyapısına sahip olan Seyhun ve Ceyhun ırmağı arasındaki bölgeyi de kontrol altına almışlardır (Caferoğlu 2013: 13).

Karahanlıların bilinen ilk hükümdarı Bilge Köl / Kül Kadir Han olup o Samanilerle mücadele etmiştir. Onun iki oğlundan biri olan Arslan Han Bazır Balasagun’da, Kadır Han Ogulcak ise Taraz’da oturuyordu. Samaniler uzun mücadelelerden sonra Taraz şehrini ele geçirince (893), Ogulcak da otağını Kaşgar’a naklederek Samani hâkimiyeti altında bulunan bölgelere akınlara başladı. Ogulcak’ın yeğeni olan Satuk Buğra Karahanlılara sığınmış olan Samani prenslerinden birinin vasıtasıyla veya İslam sofilerinin yardımıyla Müslüman olmuş ve hanlığın kaderini değiştirmiştir. 921 yılında Samani emiri II. Nasr, Satuk Buğra’yı kendisine yardıma çağırdı. Merv şehri yakınlarında Satuk Buğra’nın desteklediği Samani kuvvetleri Arap ordularını mağlup ettiler. Arap ordularının komutanı (Leyla b. Numan) daha sonra öldürüldü. Satuk Buğra da amcasına karşı yapmış olduğu taht mücadelesini kazanıp 944 yılında kendisine bağlı olanlarla birlikte İslamiyet’i kabul etti. Satuk Buğra’nın yapmış olduğu enteresan işlerden birisi de kendi soyundan olduğu halde, Müslüman olmayan Türklere karşı çok acımasız davranmasıdır. Satuk Buğra 956’da ölmüş ve Kaşgar’ın kuzeyindeki Artuç’ta gömülmüştür (Gömeç 2001: 236).

Karahanlı Devleti’nin sınırları Doğu Türkistan ile Maveraünnehir sahasını aşmıştır. Bu devlet, Doğu Türkistan’da, hükümet merkezliği de yapmış bulunan Kaşgar ve Balasagun şehirleri etrafında kurulup daha sonra güneyde Uygur ülkesine, batıda Maveraünnehir’e kadar genişleyerek Semerkant’ı da ikinci bir merkez hâline getiren ilk Müslüman Türk devletidir (Korkmaz 1988; Ölmez ve Kaçalin 2011:3; Tekin 1986: 81).

Karahanlı Devleti’nin idare şekli, Göktürklere benzemektedir. Devlet 1041–1042 yıllarında Doğu ve Batı kağanlıklarına ayrılmış, bunlardan Doğu kağanlığı bütün Karahanlıların hükümdarı iken, Batı kağanlığı Doğu’ya bağlı idi. Bu iki başlı yönetim şekli sık sık taht kavgalarının yaşanmasına neden olmuştur. Çıkan iç karışıklıklar bilimin ve sanatın zaman zaman kötü yönde etkilenmesine neden olmuştur. Özellikle Yusuf Kadir Han zamanında (1014–1024) siyasi birlik kurma çabaları gerçekleşmiş olsa da bu çabalar sonuçsuz kalmıştır. 1047’de oğulları, toprakları kendi aralarında paylaşmışlar verilen çabayı boşa çıkarmışlardır (Ölmez 2011: 4). 1041–1042 yıllarında Doğu ve Batı olmak üzere ikili yönetim şeklini devam ettiren Karahanlı Devleti, 1212 yılında yıkılmıştır. Karahanlıların Batı kağanlığında İran-İslam kültürü, Doğu kağanlığında ise Çin ve Uygur etkilerinin görüldüğü söylenmektedir. Karahanlılar İslamiyet’i kabul ederek yalnızca yeni bir kültür çevresine girmekle kalmamış, bütün Müslümanlığı Budist Uygurlara ve Müslüman olmayan diğer uluslara karşı korumuşlar ve Müslümanlığı yaymaya çalışmışlardır. Ayrıca İslamiyet’e ait unsurları kendi geleneklerine uygun şekle getirerek bir Türk-İslam kültür ve medeniyeti oluşturarak bu medeniyetin ilk temsilcisi olmuşlardır.

Karahanlı Devleti 1042 yılında hanedan içindeki kavgalar sonucunda Doğu ve Batı Karahanlı devletleri olarak ikiye bölünmüştür. Batı Karahanlı Devleti; 1042–1212 yılları arasında hüküm sürmüş ve ilk başkenti Özkent olan devlet 1212 yılında Harzemşahlar tarafından yıkılmıştır. Önemli merkezleri; Balasagun, Talas ve Kaşgar ve ilk hükümdarı Tamgaç Buğra Han olan Doğu Karahanlı Devleti ise 1211 yılında Karahıtaylar tarafından yıkılmıştır (Tekin 1986: 81; Bozkurt 2005:161).

Karahanlıların Kökeni

Karahanlı sülalesinin menşei hakkında farklı kaynaklarda farklı yorumların yapılması Türkistan’da kurulan bu ilk Müslüman Türk devleti hakkında daha fazla araştırma yapılmasını zorunlu kılmaktadır. Bu Türk devletinin kökeni ile ilgili bazı görüşleri sıralamak ve bunlar üzerinde yapılacak tarih ilmine uygun ilmi yorumlar bizi sonuca götürecektir.

Karahanlıların Karluklara mensup bir Türk boyundan veya soyundan gelme olasılığı yüksektir (Kemaloğlu 2013: 424). Özellikle İslam kaynaklarında Karlukların dokuz alt gruba bölündükleri görülür. Bunların üçü Çigil, üçü Heskeli, biri Bulak (veya Yılak), biri Kökerkin (veya Köl Erkin), biri de Tukhsi’dir. Bir de tarihte geçen Üç Karluk boyu vardır ki, Çin kaynaklarından öğrendiğimize göre, bunu da Bulak (Meou-lo), Dış-il (Ta-che-li), Çigiller (Tch’e-se) meydana getirmektedir. Bununla beraber, yine Kara Hanlılar Yulduz yaylalarında ve Tekes havzasında yaşayan Yağma aşiretlerine de dayandırılmaktadır. Kara Hanlıların geldiği söylenen bu Yağmaların ise Tokuz-Oğuzlara mensup olduğu, en azından onlarla sıkı ilişkiler içinde bulundukları sanılmaktadır. Hudûd al-Alam’da onların idarecisinin Tokuz-Oğuz hükümdarları ailesinden geldiği ve Karluk boylarından olan Bulakların Yağmalar arasında da yer aldıkları görülür. 10. yüzyılda bir “Tutuk” tarafından idare edilen Yağmaların yöneticilerine, İslam kaynaklarında Buğra Han dendiği de kayıtlıdır. Burada önemli olan Yağmalar ile Buğra unvanının yakın ilişkisidir. Çünkü batı bölgelerinin idarecisi Buğra Kara Hakan’dır (Gömeç 2001: 239). Karluk ve Yağma teorisinin baskın olduğu görüşünü belirtip şimdi diğer faraziyelere sadece isim olarak göz atalım:

Uygur Faraziyesi: J. Deguignes, J. H. Kloroth, J. P. Abel Rémusat, Ch. M. Fraehn,

J. Reinaud, H. Vambéry, W. Radloff ve J. Markwart

1. Türkmen ve Tavcu Faraziyesi: J. V. Hammey, Purgstall, G. Weil

2. Yağma Faraziyesi: V. Minorski, Faruk Sümer, Reşat, Genç

3. Karluk Faraziyesi: F. Grenard, Ed. Chavannes, M. Fuat Köprülü

4. Karluk-Yağma Faraziyesi: M. F. Köprülü

5. Çiğil Faraziyesi: W. Barthold

6. Hakanlılar (T’u Chu’e) : Z. V. Togan

7. Türgişler Faraziyesi: Sadettin Gömeç

Bu faraziyeler içerisinde en çok benimsenmiş olanı Karluk ve Yağma faraziyeleridir (Ölmez 2011: 3). Eğer Karlukları ve Yağmaları birbirinden ayırırsak Yağmaların Karahanlılar üzerinde daha etkin ve kurucu durumda olduğu görüşü daha baskın çıkmaktadır. Karahanlılar üzerinde önemli ve ciddi araştırmalar yapan Reşat Genç, bu konudaki görüşler arasında, V. V. Barthold, V. Minorski ve Faruk Sümer tarafından ileri sürülen Karahanlı Devleti’nin Yağmalar tarafından kurulmuş olduğu şeklindeki nazariyenin kesinlik kazandığını ifade etmektedir. Genç’e göre de Yağmalar, Uygurların bir kolu veya onlara bağlı bir topluluktur. Gömeç, işte 8. yüzyılın ikinci yarısına kadar varlığını sürdüren Türgişler’in birden bire ortadan kalkmayacağını bir zaman sonra yine de bir devlet kurabileceklerini iddia etmektedir. Burada da delil olarak Karahanlı hükümdarlarının kullandığı unvanlardan olan Kara unvanın Türgişlerce de kullandığını söylemektedir. Ancak bu unvan Türgişlerden önce kurulan Türk devletlerinde ve Türk devlet teşkilatında da görülmektedir. Kaşgarlı Mahmud Yağmalara Kara Yağma denildiğini kaydetmiştir (Kemaloğlu 2013: 424).

Yukarıda bahsedildiği üzere Türk Tarihinin önemli bir bölümünü teşkil eden Kara Hanlıların menşei hususunda çok şeyler söylenmiştir. Bu sahanın uzmanları onları değişik Türk boylarına bağlamakla beraber, hâlâ adlarındaki “Kara” sıfatının tam karşılığı çözülememiştir. Kara kelimesi hususunda da değişik görüşler mevcuttur. Her şeyden önce eski Türkçede “kara” terimi bir renktir. Türk kültüründe “kara”nın manalarını şöyle bir sıralayacak olursak; bazan Türk masallarında eşit olarak birbirinin karşısına konulmuş iki şahsiyet, “ak” ve “kara” diye adlandırılır. Ak Han, Kara Han gibi. Burada yeri gelmişken, belki de “Kara Han” adıyla alâkalı olabilecek, Kara Han adı üzerinde durulmalıdır. Tarihimizde gerçek manada büyük, pek çok kağanın unvanı “kara”dır. Her şeyden önce Oğuz Kağan’ın babası, Uygur Türkçesi ile yazılmış olan Oğuz Kağan Destanı’na göre Ay Kağan iken, Batı Türklerinin rivayetlerinde Kara Han’dır. Mesela Kök Türk Kağanlığının kurucusu olan Bumın’ın herhalde büyük oğlu Kara Kağan (552–553) unvanını taşımakla beraber, Kağanlığın batısını teşkil eden ve On-Okların idarecisi durumunda olan, İstemi’nin 576’da ölümünden sonra babasının vazifesini üstlenen Tardu’nun unvanı da Kara Çor’dur. Şimdiye kadar bu durum hiç göz önünde bulundurulmadığından Kara Kağan (Kara Han) unvanlı Türk beylerine hiç aldırış edilmemiştir. Bu konunun araştırıcılarına yol göstermesi açısından, bu hükümdar unvanı üzerinde de durulmalıdır. Yani, eski Türkler (Kara Hanlılardan çok önceleri) idarecilerine durup-dururken “Kara” unvanını vermemişlerdir. Türk kültüründe yönlerin sıralamasına göre; doğu=gök veya yeşil (hayvanı ejderha), batı=ak (hayvanı bars veya tonga), güney=kızıl (hayvanı saksağan), kuzey=karadır (hayvanı yılan) E.Esin, kosmografik manada “yağız yer” karanın (halkın), “yaşıl kök” ise tahtın (yani tör) işaretiydi, demektedir. Buna bağlı olarak, Kök Türkçe yazılı kitabelerden çıkan kesin bir netice vardır ki, “kara” tek başına halkı gösterir. Türkçede kara sıfatı aslında aşağı bir dereceyi değil, bilakis büyük, kudretli ve asil manalarını ifade eder. Kara Hanlı adı açısından; bir bu ad, eski Türk devlet teşkilatına göre kuzeyi gösterir. İki, eski Türklerdeki “kara” unvanlı beglerin büyük, asil, yüce kişiler olmalarıdır (Gömeç 2001: 240).

 Karahanlılarda Bilim Sanat ve Kültür

Kara Hanlılar zamanında Türkler arasında geniş bir ilim ve kültür faaliyeti vardı. Bir Kara Hanlı Türk kültürü vücuda getirilmiş, Türkçe edebi dil olmuş, bir Türk edebiyatı meydana gelmiştir. Kaşgar bu devirde bir kültür ve din merkezi oldu. Bu arada birçok eser yazılmıştır.

Bu eserler arasında Yusuf Has Hacib’in yazdığı Kutadgu Bilig ile Kaşgarlı Mahmud’un kaleme aldığı Divanü Lûgat-it Türk başta gelmektedir. Yine Uygur harfleriyle Yüknekî tarafından “Atabetü’l-Hakayık” yazıldı. Türklerin manevi hayatı üzerinde yüzyıllarca tesir etmiş olan, Yesevilik tarikatının kurucusu Ahmed Yesevî (öl. 1166) Kara Hanlı hâkimiyeti altındaki bölgelerde yaşamıştır (Gömeç 2001: 240).

Karahanlıların ilim ve kültür alanında gelişmelerinin nedeni olarak hâkim oldukları coğrafyayı da göstermek mümkündür. Karahanlılar Uygurlardan kalan kültür hazinesini İslam Kültürü ile harmanlayıp yeni bir boyut katmışlardır.

Karahanlı Devleti’nin kurucusu olan Karluk Türkleri Batı’dan Müslümanlığın da büyük etkisini almışlardır. Batı sınırı sayılan Talas kenti geniş miktarda ticaret kolonilerinin ve Ön Asya’dan gelen Müslüman kervanları ile tüccarların yaşadığı bir kenttir. Burana Mescidi, Babacı Hatun türbesi Müslümanlık etkisi ile yapılmış en eski Türk eserlerindendir. Taraz kenti, Orta Asya’da, Müslümanlığın bir sıçrama tahtası gibiydi. Müslümanlığın yayılma döneminde Karluklar Şamanizm’e inanıyorlar ve eski inançlarını sürdürüyorlardı. Uygurlar ise çoktan Buda dinine inanmışlardı. Kentlere yerleşen Karluk boyları Uygurların etkisi ile Buda dinine inanırken, Batı’ya gözlerini çevirenler ise yavaş yavaş Müslümanlığı benimsiyorlardı.

Karluk Türklerine kadar Budizm ya da Müslümanlığın etkisi altında olsalar dahi, kendi inançlarını ve sanatlarını da bırakmamışlardı. Müslümanlık insan ve hayvan resimleri yapılmasını yasaklıyordu. Onuncu yüzyılda Karahanlı Devleti’nde bol bol hayvan ve insan resimleri görülmektedir. Bunların yanında, İslam sanatında kullanılan geometrik süslerin de yer almaya başladığı açıkça görülmektedir. Bu dönem Türk sanatının çok önemli bir çağıdır. Bir yandan eski Türk sanatı bir yandan da İslam sanatı ve kültürü bir araya geliyordu. Karahanlı Devleti bu açıdan Türk ve İslam sentezine yönelen ilk Türk devleti sayılabilir (Bozkurt 2005:160–161).

Karahanlı Devleti Karluk Türklerinin, yerleşik düzene geçerek oluşturduklar bir kent kültürü üzerine kurulmuştur. Yerleşik düzene geçiş eski Türklerin göçebe kültürünün artık bir yana bırakıldığını gösteriyordu. Tokmak kentinin bulunduğu Çu Vadisi tarım ekonomisi açısından önemli bir merkez durumuna yükselmişti. Tanrı Dağları’nın yüksek ve karlı tepelerinden inen birçok su kolları, kuzeydeki ovalar içinde dağılmış ve insanların yaşaması için elverişli bölgeler meydana getirmişlerdi. Çok iyi tarım yapabilen bu kentler giderek önem kazanmışlardır. Karluklar, Çu nehrinin tüm kolları üzerine önemli kentler kurarak bu bölgeyi tarım merkezine dönüştürmüşlerdir. Karluk kentleri daha sonraları Tanrı Dağları’na ve Talaş ırmağına kadar yayılmışlardır. Artık bu yeni kentlerde yavaş yavaş yeni bir mimarlık sanatı da doğmaya başlamıştı. Bu yeni tarzda hem Müslümanlığın yeni etkileri, hem de Orta Asya Türk kültürünün motifleri sürüyordu. Karluk Türklerinin gerçekçiliği de açık olarak izleniyordu. Bu eserler yepyeni bir sentez arayışının ürünleri olarak sivriliyorlardı. Anadolu’ya kadar uzanan Türk ve Müslüman sentezi bir kültür ve sanat anlayışının ilk ürünlerini Karahanlı Devleti veriyordu. Taş binalara önem verilmesi ile Karahanlılar kalıcı kentlere yerleştiler ve oluşturdukları kültürün uzun ömürlü olmasını sağladılar. Eski Türk ve İslam sanatlarının yan yana olmasından değişik eserler çıkıyordu. Karahanlı kültürü hem Türk, hem de İslam temellerine dayanarak gelişiyordu. Karahanlı Devleti’nde Müslümanlık ile ilgili olarak yazılan kitaplar da eski fıkıh kitapları benzeri biçimde kopya edilmemiş, Müslümanlık gerçekçi bir gözle ele alınmıştır (Caferoğlu 1994:6).

Karahanlıların Dili ve Karahanlı Türkçesini Temsil Eden Eserler 

Karahanlı Türkçesi, Hakaniye Türkçesi veya Hakaniye lehçesi Türk dilinin tarihinde konuşulmuş ve yazılmış olan tarihî dönemlerinden biridir. Türk dilini, eski, orta, yeni olarak üç döneme ayıran Türkologlara göre Karahanlı Türkçesi, Orta Türkçenin ilk dönemini oluşturur. Böyle düşünen Türkologlara göre 10-15. yüzyıllar arası, Orta Türkçe dönemidir. 13. yüzyıldan itibaren Türk yazı dilinin (Kuzey-) Doğu ve (Güney-) Batı olarak iki ayrı kol hâlinde geliştiğini göz önünde bulunduran diğer bir kısım Türkolog, Karahanlı Türkçesini Eski Türkçe içine alır. Bugüne ulaşan metinleri 11. ve 12. yüzyıllara ait olan Karahanlı Türkçesi, Eski Uygur Türkçesiyle çağdaştır (Ercilasun 2010: 342). Eski Türkçe döneminde Türkçenin tek bir yazı dili bulunmaktadır. Orta Türkçenin başlangıç dönemi olan Karahanlı Türkçesi, Eski Türkçeyi temel almıştır. Karahanlı Türkçesinden sonra Türk yazı dili farklı kollara ayrılmaya başlamıştır (Karamanlıoğlu 1986: 57). Karahanlılar alfabe olarak İslam dininin getirisi olarak Arap alfabesini tercih etmişlerdir. Her ne kadar bu alfabe benimsenmiş olsa da imla özellikleri olarak Orta Asya’nın yaygın yazı dili olan Uygurcanın etkisi tamamen sona ermemiştir. Karahanlıca metinleri üzerinde Uygur imlasının etkisi baskın şekilde görülmektedir. Özellikle eklerin ayrı yazımı bu geleneğin devam ettiğinin göstergesidir. Karahanlıca döneminden sonra gelen ve Orta Türkçesinin diğer ayakları olan diller ise şunlardır;

A) Harezm Türkçesi (14.yy)

B) Kıpçak Türkçesi (Altın Orda Kıpçak Türkçesi) (13–16. yy) Memlûk Kıpçak Türkçesi (14–16. yy) Ermeni Kıpçakçası (16–17. yy)

Karahanlıcanın son dönemi Eski Anadolu Türkçesi (13–15. yy) ile de eş zamanlı sayılabilir.

Karahanlıcanın Türk Dili Tarihindeki Yeri

Karahanlıcanın Türk dili tarihinde nereye konacağı hususunda araştırmacılar kendi içlerinde zaman zaman görüş ayrılığı içerisinde olmuşlardır. Her ne kadar Uygurca ile aynı dönem olsalar da Uygurca Eski Türkçe döneminde Karahanlıca ise Orta Türkçe dönemine dâhil edilmiştir. Karahanlıların Müslüman olması mı onları Orta Türkçe dönemine dâhil edilmesine sebep yoksa dilsel göstergeler mi buna neden bu konuda tartışmalar süregelmektedir. Şimdi bu doğrultuda araştırmacıların Karahanlıcayı Türk Dili Tarihinde nereye koyduklarına kısaca göz atalım.

Karahanlı Türkçesi ile başlayan dönem ilk çalışmalarda Orta Türkçenin başlangıcı olarak kabul edilmiştir. K. Gronbech ile 1936 yılında Der Türkische Spracbau çalışması ile başlayan Türk dilinin tarihsel olarak dönemlendirilmesi şu biçimde değerlendirilmiştir:

1. Eski Türkçe: Orhon, Uygur

2. Orta Türkçe: Karahanlı Türkçesi, Çağatayca, Osmanlıca Metinler

3. Yeni Türkçe: Güney Türkçesi ( Osmanlı, Azeri, Türkmen), Batı Türkistan Ağızları (Özbek ve Hive), Doğu Türkçesi(Kaşgar, Turfan, Kuça), Kuzey Türkçesi (Koybal, Altay, Abakan), Kıpçak Türkçesi ( Kırgız ve Volga Lehçeleri )

Lois Ligeti ise Türk Dilini şu dönemlere ayırmaktadır.

1. Eski Türkçe (VI-IX. yüzyıl): Göktürkçe ve Uygurca Devri

2. Orta Türkçe Dönemi (X-XV yüzyıl): Uygur yazı dilinin oluşumu, Çağatay yazı dili, Kıpçak ve Oğuz dili yadigarları

3. Yeni Türkçe ( XVI. Asırdan bugünkü Türkçenin Oluşumuna kadar)

Marcel Erdal 2004 yılında yayımlanan A Grammer of Old Turkic adlı çalışmasında Karahanlıcanın ilk dönem eserlerini Eski Türkçe metinler içerisinde değerlendirmişdir.

Andras Rona Tas ise The Introduction the Turkology adlı çalışmasında Eski Türkçe dönemini 1200 yılında bitirdiği görülür. Bu da onun Karahanlıcayı Eski Türkçe içerisinde saydığının göstergesidir.

Orta Türkçe terimini Karahanlıca için ilk defa kullanan araştırmacı Carl Brockelmann’dır. 1928 yılında yayımladığı Divan-ı Lügat’t-Türk’ün Söz Varlığı adlı çalışmasında bu terimi kullanmıştır(Ölmez 2011: 4,5).

Karahanlı Türkçesini Temsil Eden Eserler

940 yılında Karahanlı Hükümdarı Abdülkerim Satuk Buğra Han’ın İslamiyet’i resmen devlet dini olarak kabul etmesiyle ilk Müslüman Türk devleti kurulmuş oldu. Karahanlılar önce Kaşgar, Balasagun ve Yedisu bölgelerinde kurulup sonra Fergana ve Maveraünnehir şehirlerini de ele geçirerek Türkleştirdiler. Böylece bu devletin sınırları içerisinde Eski Türkçe yazı dilinden gelişen ve Hakaniye Türkçesi veya Karahanlı Türkçesi diye adlandırılan yazı dili ile İslami bir Türk edebiyaı oluşmaya başladı (Özkan 2004: 62–63). Kutadgu Bilig, Dîvânü Lügâti’t-Türk, Atebetü’l-Hakayık, Kur’an Tercümesi, Divan-ı Hikmet bu dönemin eserleridir.

Kutadgu Bilig

İslami Türk edebiyatının bilinen ilk eseri manzum bir siyasetname olan Kutadgu Bilig’dir. 11. yüzyılda Türkçenin bilim dili olarak kullanıldığını gösteren en büyük kanıt bu eserdir. Eserin yazım tarihi olarak 1069/1070’te yazılmıştır. Eserin yazarı Yusuf has Hacip’tir. Eserin başında yer alan mensur ve manzum önsözde yazarın Başasagunlu olduğu bilgisi verilmektedir. Yusuf Has Hacib’in iyi eğitim gördüğü, zengin ve seçkin bir aileden geldiğini tahmin etmek Ay Toldı’nın kişiliğini tahlil ederek mümkündür. Eserde Ay Toldı ile Yusuf Has Hacip kişileştirilmiştir. Eser 6645 beyitten meydana gelmektedir ( Ercilasun 2010: 293–294). Kutadgu Bilig aruzun feûlün / feûlün / feûlün / feûl kalıbıyla ve mesnevi tarzında kaleme alınmıştır. 6645 beyitlik hacmiyle bu dönemin ilk büyük manzum eseridir. Bu aruz kalıbı Şehname kalıbı olarakta bilinmektedir. Bunun yanında 173 dörtlükten oluşan halk şiiri örneği de eserde yer almaktadır. Yusuf Has Hacib’e ait olmayan 77 beyitlik mukaddime yazar hakkında bilgi verilir Kutadgu Bilig, “hükümdarlık etme bilgisi” anlamına gelir. Kut sözcüğünün daha sonraki zamanlarda bu birinci anlamından genişleyerek kazandığı “saadet, baht açıklığı, mukaddes” anlamlarını ikincil olarak görmek lazımdır. Kutadgu Bilig, Balasagunlu Yusuf Has Hacip tarafından H. 462’de Kâşgar’da yazılmış ve Karahanlı hükümdarı Tavgaç Buğra Han’a ithaf edilmiştir. Eser Türk dilinin 11. yüzyılda bilim ve sanat dili olarak kullanıldığını ve Türkçenin Arapça, Farsça gibi eski ve kitabî dillerle bu alanlarda boy ölçüşebileceğini göstermesi bakımından son derece önemlidir (Akar 2005: 138). Eser yalnızca Türkler arasında değil diğer komşu milletler tarafından da işitilmiştir. Kutadgu Bilig, yazılışını takip eden yıllarda yalnızca Karahanlı Türkleri arasında değil, Çinliler, Farslar ve Araplar arasında da tanınmış olmalı ki Çinliler Edebü’l-mülûk, maşrıklılar Zînetü’l-ümera ve İranlılar da Şâhnâme-i Türkî adıyla eseri tanımışlardır (Akar 2005: 138).

Kutadgu Bilig alegorik bir eserdir. Yazar eserindeki kişilerle belli makam ve mevkideki insanları anlatmaktadır. Birbiriyle ilişkili olan dört kişi; mutluluk, adalet, ahlak, bilgi, erdem, dünya-ahiret ilişkileri, dili iyi kullanmanın yararları vb. üzerinde konuşurlar. Bunlar, insanı mutluluğa ulaştıracak dört ana kavramı temsil eder: Adalet’i temsil eden Hükümdar Kün Togdı, Saadet’i temsil eden Vezir Ay Toldı, Akıl’ı temsil eden vezirin oğlu Ögdülmiş, Akıbet’i temsil eden vezirin kardeşi Odgurmuş’un konuşmaları üzerine kurulmuştur. Eser, bu üç alegorik şahsın ağzından hükümdara ülkenin daha iyi nasıl yöneltileceğini, hükümdarın adaleti, tarafsızlığı, otoritesi… gibi pek çok konuda bilgi verilmekte, ona nasihat edilmektedir (Akar 2005: 138)

Eserin Nüshaları

Eserin bilinen üç nüshası bulunmaktadır. Bunlar Herat (1439), Fergana (14.yüzyılın ilk yarısı) ve Mısır (1374) nüshalarıdır. Herat nüshası özellikle Uygur harfleri ile yazılması bakımından önemli arz edilmiştir. Her ne kadar İslam tesirine girilmiş olsa da Uygur yazı dilinin halen Orta Asya üzerinde etkilerinin devam ettiğinin bir göstergesi niteliğindedir. Mısır ve Fergana nüshaları Arap harfleriyle istinsah edilmiştir (Ercilasun 2010: 295–296)

Divânü Lügâti’t-Türk

Türk dilinin bilinen ilk sözlüğü sayılan Divânü Lügati’t-Türk, en önemli özelliklerinden biri Türk boylarından derlenmiş bir ağızlar sözlüğü niteliğinde olmasıdır. Ancak bu özelliğinin yanı sıra, Türkçenin 11. yüzyıldaki dil özelliklerini belirten, ses ve yapı bilgisine ışık tutan gramer kuralları, Türk tarihi ve coğrafyası, mitolojisi, folklor ve halk edebiyatına dair zengin bilgilerin bulunduğu ve döneminin tıp ve tedavi metotlarına da ışık tutan geniş bir kaynaktır (Kaya 2002: 39; Ercilasun 2010: 314; Engin 2005: 186;). İstanbul Millet Kütüphanesinde bulunan tek nüshanın son sayfasında verilen bilgiden Kâşgarlı Mahmud’un Divânü Lügâti’t Türk’ü 25 Ocak 1072 günü yazmaya başladığı, 10 Şubat 1074 günü tamamladığı anlaşılmaktadır. Divânü Lügâti’t-Türk’ün bu nüshası Muhammed bin ebî Bekr ibn ebi’l-Feth tarafından Kâşgarlı’dan yaklaşık iki yüz yıl sonra, 1 Ağustos 1266’da tekrar yazıya geçirilmiştir (Ercilasun 2010: 316).

Kaşgarlı’nın eseri yazabilmek için, Türk dünyasında bir yolculuğa çıktığı verdiği bilgilerden anlaşılmaktadır. Kâşgarlı elde ettiği bu bilgileri daha sonra toplayarak bir sözlük hâline getirmiştir. Her ne kadar sözlük olarak anılsada bu eser folklorik de bir eserdir. Türkleri sadece dilleriyle değil birçok farklı yönden Türk düşünüş ve dünyasını yansıtmak istemiştir. Eserde; Türk atasözleri, dönemin şiirleri, Türk ağızları hakkında zengin bilgiler, dil kuralları: (türetme, benzeşme, gramatik özellikler vb), inanışlar ve mitolojik ögeler, çocuk eğitimi üzerine bilgiler, Türk takvimi, Türklerin yıl, ay, hafta ve gün anlayışları, Türk boyları ile ilgili bilgiler, Türk boylarının bulunduğu coğrafi bölgelerin özellikleri, Türk yazısı, alfabesi hakkında bilgiler, alfabede neden 18 harfin bulunduğunun açıklaması. Türk, Yunan, İran, Çin ve Arap tarihleri ile ilgili bilgiler gibi bilgileri içermektedir.

Eser Araplara Türkçe öğretmek üzere kaleme alınmıştır. Dolayısıyla eser, Türkçeden Arapçaya hazırlanmış ve eserin çeşitli izahlarında ise doğal olarak Arap dili kullanılmıştır. Türkçe kelimelerin ve kelimeyi tanıklandıran örneklerin anlamları da Arapça olarak verilmiştir. Kitabın maksadı Araplara Türkçe öğretmek olduğu için o zamanki Arap sözlükçülük anlayışına uyulmuş ve Türkçe kelimeler, Arapça kelimelerin hususiyet ve vezinlerine göre sıralanmıştır (Ercilasun 2010: 314; Caferoğlu 1994: 19).

Hemen hemen bütün kelimeleri tanıklandıran Kâşgarlı tam bir sözlükçü gibi çalışmıştır. Örnekler arasında şiir parçalan ve atasözlerini de bulundurması eseri bir kat daha önemli kılar. Bu sebeple Dîvânü Lûgati’t Türk Karahanlı Türk edebiyatının da mühim bir eseridir. Divan’daki şiirlerin yazılış tarihleri hakkında herhangi bir kayıt yoktur. Pek çoğunun anonim olduğu ve birkaç yüzyıldan beri söylenegeldiği tahmin edilebilir (Caferoğlu 1994: 35–37).

Divanü Lûgati’t-Türk’teki harita, Japonya’nın gösterildiği ilk dünya haritasıdır. Japonya’yı doğuda bir ada olarak göstermiş ve Cabarka adıyla bu adadan bahsetmiştir. Japonya’nın ilk haritası ise Kâşgarlı Mahmud’dan üç yüzyıl sonra bir Japon tarafından çizilmiştir, ancak Japonya’yı Kâşgarlı gibi bir dünya haritası üzerinde gösteren ikinci harita Divanü Lûgati’t-Türk’ten tam dört yüzyıl sonradır. Bu durum Kâşgarlı’ya Japonya’yı dünya haritasında ilk kez gösteren kişi unvanını kazandırmıştır (Caferoğlu 1994: 28).

Atabetü’l-Hakayık

Atabetü’l-Hakayık Edip Ahmet b. Yüknekî tarafından 12–13. yüzyılda yazılmış dinî bir eserdir. Verilen bilgire göre, Yüknekli kör bir şairdir. Bu eseri Kâşgar dilinde Muhammed Dad İspehsâlâr Beg adına yazılmıştır( Ercilasun 2010: 326) Yüknekî, eserinde insanları Türk-İslâm kültürü ışığında eğitmeyi amaçlamış, genel olarak kendi savlarını ayet ve hadîslerle kuvvetlendirmiştir. Eserin ismi değişik nüshalarda farklı şekillerde geçer. En eski olan nüsha Uygur harflidir ve bu nüshada eserin adı: “Atabetü’l-Hakayık”dır. Diğer nüshalarda ise “Hibetü’l-Hakayık”, “Gaybetü’l-Hakayık” biçimlerine de rastlanmaktadır (Akar 2005: 152). Kaynaklarda hakkında fazla bilgi bulunmayan Edib Ahmet’in yaşadığı dönem ve çevresi hakkında hemen hemen hiç bilgi yoktur. Memleketinin Yüknek, babasının adının ise Mahmud olduğu Arslan Hoca Tarhan’ın eserin sonuna yazdığı dörtlükten anlaşılmaktadır (Ölmez 2011: 8).

Eser, Kutadgu Bilig gibi aruzun mütekarip (fe‘ûlün fe‘ûlün fe‘ûlün fe‘ûl) vezniyle yazılmıştır. Açık sade bir dil kullanılmıştır. Amaç okuyan herkesin birşeyler anlayıp kitaptan yararlanabilmesidir. İslâmî yazı geleneğine bağlı olarak eser Tanrı’ya, peygambere ve dört halifeye övgü ile başlamakta ve bilginin faydası, bilgisizliğin zararı, dilin muhafazası, dünyanın dönekliği, cömertliğin övgüsü, cimriliğin yergisi, alçakgönüllülük ve kibir, bağışlama, yumuşak huyluluk ve zamanın bozukluğu gibi bölümlerle devam etmektedir (Akar 2005: 152).

Ayrıca eserde İslâmiyet öncesi Türk şiirinde görülen dize başı uyak da sıklıkla kullanılmıştır. Tam ve yarım uyakların yanı sıra bazen rediflere de sıkça rastlanmaktadır. Vezin ve uyak bakımından kusurlu bol kusurlu bir esser olarak nitelendirmek yanlış olmaz (Ölmez, 2011:9).

Atebetü’l-hakâyık’ın dört nüshası ele geçmiştir. Semerkand nüshasıdır ve Uygur harfleriyle yazılmıştır. Eserin doğru adını ve kime sunulduğunu göstermesi de bu nüshaya ayrı bir değer katmaktadır. Ayasofya nüshası ise, 1480’de Abdürrezak Bahşı tarafından İstanbul’da yazılmıştır. Metin, üst satırları siyah mürekkeple Uygur harfleri ve alt satırları kırmızı mürekkeple Arap harfleriyle ol-mak üzere iki alfabeyle yazılmıştır. Topkapı Sarayı Kütüphanesi nüshası Arap harflidir. Fatih ya da II. Bayezit döneminde İstanbul’da kopyalandığı tahmin edilmektedir. Eserin dördüncü nüshası ise, Uzunköprü’de Seyit Ali’nin kitapları arasında bulunmaktadır. Arap harfli olan bu nüsha baştan, ortadan ve sondan bazı sayfalarını kaybetmiştir. Bu yönden eksik denilebilecek bir durumdadır (Ölmez 2011: 9).

Kur’ân Tercümeleri

Karahanlılar döneminde Karahanlı Türkçesiyle yapılan ilk Kur’ân tercümeleri, aynı zamanda Türkçe’nin de ilk Kur’ân tercümeleridir. Bu tercümeler satır-altı tercüme niteliğindedir. İlk çevirilerin ne zaman yapıldığı konusunda elimizde kesin bilgiler bulunmamaklar birlikte satır-altı Kur’ân tercümelerinden Karahanlılar dönemine ait olduğu tahmin edilen çeviriler şunlardır:

1. Türk İslâm Eserleri Müzesinde bulunan nüsha: Yazmada tercümen eden kişi ve tarih kayıtlı değildir. Muhammed bin el-Hâc Dev-letşah eş-Şîrazî tarafından 734 / 1333–34 yılında kopyalanmıştır. 902 (451 varak) sayfadan oluşan bu tercümenin Kur’ân tercümeleri içinde en eskisi olduğu kabul edilmektedir (Ercilasun 2010: 331).

2. Manchester-John Rylands Nüshası: Manchester, Rylands Kitaplığı Arapça Yazmalar Bölümünde bulunmaktadır. Nüshanın telif ve istinsah tarihi belli değildir. Rylands nüshası, hem Türkçe hem de Farsça çeviriyi içermektedir. Dili hakkında ileri sürülen değişik görüşleri değerlendiren Eckmann, tercümenin 12. yüzyılın sonu ile 13. yüzyılın başına ait Karahanlı Türkçesi dil özelliklerini gösterdiğini belirtir ( Ercilasun 2010: 331; Ölmez 2011: 15–16).

3. Anonim Tefsir: Eser 1914 yılında Zeki Velidi Togan tarafından bulunmuştur ve Peterburg’daki Asya Halkları Enstitüsü Kitaplığındadır. Kim tarafından, ne zaman ve nerede yazıldığı belli olmayan bu eser Orta Asya Tefsiri veya Anonim Tefsir olarak bilinmektedir. Bu Kur’ân tercümesi karışık bir yapıya sahiptir. Yer yer

kelime kelime tercüme yer yer de tefsir özellikleri göstermektedir. (Üşenmez, 2011:981; Ercilasun 2010: 331).

4. Taşkent, Özbek Bilimler Akademisi, No. 2854’te kayıtlı olan bu nüshada satır-arası Türkçe ve Farsça çeviri yer alır, yorumlar içermez. Semenov çalışmıştır (Ercilasun 2010: 331; Ölmez, 2011: 16).

Divan-ı Hikmet

Ahmed Yesevi’nin şiirlerini topladığı yazmalara “Divan-ı Hikmet” denir. Söylediği bu şiirleri bir araya getiren Türk tasavvuf edebiyatının bilinen en eski örneklerini içeren kitaptır (Ercilasun 2010: 332). 12. Yüzyıla ait bir eserdir. Genel olarak dervişlik hakkında övgülerden bu dünyadan şikayetten cennet ve cehennem tasvirlerinden, peygamberin hayatından ve mucizelerinden bahsedilir. Dini ve ahlaki öğütler veren şiirlere de yer vermiştir. Hece ölçüsü olarak 4+3 ve 4+4+4 kullanılmıştır. Bu yapıtın ortaya çıkmasından bir süre sonra; İslamiyet göçebe Türk toplulukları arasında yayılmaya başlamıştır. Ahmet Yesevi’nin görüşleri Anadolu tasavvuf anlayışının temelini oluşturur. Yunus Emre’nin, Hacı Bektaş Veli, Haci Bayram Veli gibi mutasavvıfların düşüncelerinin kaynağı Ahmet Yesevidir. Feyz aldıkları ana kaynaksa bu eserin içerisindeki hikmetlerdir (Ercilasun 2010: 332; Dilçin 1993: 611).

Kitapta Allah aşkı Peygamber sevgisi işlenmiştir. Hikmet, Sade ve yalın bir dil kullanılmıştır. Aruz ve hece ölçüsü bir arada kullanılmıştır. Dörtlük ve beyitle yazılmıştır. 144 hikmet ve bir münacaattan oluşur.(2009 yılında bulunan yeni hikmetlerle bilinen hikmet sayısı 217 olmuştur. Eser Yesevî’nin Allah’a yakın olma isteğini anlatır. Şiirlerde ulusal ögeler (ölçü, nazım biçimi, yarım uyak) ile İslamlıktan gelme yabancı ögeler (din ve tasavvuf konuları, yabancı sözcükler) bir arada kullanılmıştır. Eserin uyaklanışı abcd dddb eeeb şeklindedir. Dördüncü dizelerin birbiriyle uyaklı oluşu hatta zaman zaman aynen tekrarlanışı bu şiirlerin musiki ile okunmak için söylendiğini gösterir. Didaktik ve manzum bir eserdir. Lirik ve didaktik özellik gösterir. Yunus’un Orta Asyalı halidir (Ercilasun 2010: 332–334).

Karahanlıcanın Ses Özellikleri

Karahanlı Türk yazı dilinde 8 ünlü, 26 ünsüz olmak üzere toplam 34 ses vardır. Karahanlı Türkçesindeki ünlüler aşağı yukarı Eski Türkçenin ünlüleriyle aynıdır. Karahanlı Türkçesinin ses özelliklerinin oluşumunda Arap yazısının imlâ sistemi de etken olmustur. Bu yüzden dönem eserlerinde yazım farklıklıları ve düzensizlikleri göze çarpar. Karahanlı Türkçesinde yer alan sesler sunlardır.

 a, e, ė, ı, i, o, ö, u, ü, b, c, ç, d, ḍ, ñ, f, g, ġ, h, j, k, ḫ, l, m, n, p, r, s, ş, t, v, w, y, z

 Ünlülerden o ve ö küçük ünlü uyumuna bağlı kalarak sadece birinci hecede, diğerleri ise her hecede bulunabilir. Bazı Türkologlara göre Karahanlıcada kapalı e (ė) ünlüsü de vardır. Ünsüzlerden c, j, f, h, sızıcı mahiyette olup h, v sesleri alıntı kelimelerde görülür. Türkçe asıllı kelimelerde bu sesler yer almaz. j, h ve sızıcı h’ye bazı nidâlarda ve birkaç Türkçe sözde rastlanır. d, diş arası d, g, g, l, n, p, r, z ünsüzleri Türkçe kökenli kelimelerin başında bulunmaz; sadece kelime ortasında ve sonunda bulunabilir. m, n, s ünsüzleri ise kelime başında seyrek görülür (Ercilasun 2010: 342).

 Karahanlı Türkçesinin başlıca ses özellikleri şunlardır:

1. Türkiye ve Azerbaycan yazı dillerinde var, var-, ver- sözlerinde sızıcılaşmış bulunan ünsüz, Karahanlı Türkçesinde süreksizdir: bar, bar-, bir- (Hacıeminoğlu 1986:2; Ercilasun 2010:344).

2. Yetersizlik ifade eden u- yardımcı fiilinin, esas fiile birleşmesi sonucu u sesinin ikizleşmesi de bu dönem eserlerinde göze çarpan özelliklerdendir: tapın-u-uma-, kör-ü-uma- (Ercilasun 2010: 344).

3. Düzlük yuvarlaklık uyumu bu dönemde düzensizlik göstermeye başlar. Dar ünlüler, dudak ünsüzleri yanında yuvarlaklaşmıştır: tapuġ (hizmet), sewüg (sevgili), yawuz (kötü), kamuġ (bütün) (Demir ve Yılmaz 2012: 79).

4. Köktürkçedeki ń, Maniheist Uygur metinlerindeki n; Budist Uygurlarda olduğu gibi Karahanlılarda da y’dir: koy “koyun”, çıgay “yoksul”, kayu “nerede” (Ercilasun 2010: 343).

5. Oğuz lehçelerinde çoğunlukla tonlulaşan yani g, ġ, d’ye dönen kelime başı k ve t sesleri, Karahanlı Türkçesinde tonsuzdur: kerek, küç, köl, kara, kılıç, kuş, tişi, ton, tün (Ercilasun 2010: 344).

6. Köktürkçenin söz ortası ve söz sonu b’leri Uygurcada olduğu gibi Karahanlıcada da w’dir: awın-, kawuş-, tawar, aw, ew, sew-. Uygurca metinlerde w yanında b de görülür (Ercilasun 2010: 343).

7. Türk lehçelerinin çoğunda y’ye dönen diş arası ḍ sesi Karahanlı Türkçesinde yaygındır: aḍak, boḍ, eḍgü (iyi), öḍ (zaman). Kâşgarlı’ya göre Çiğil Türklerinde bulunan diş arası d daha o dönemde birçok boyda y ve z’ye dönmüştür; ancak Kâşgarlı doğru biçimi d kabul eder. Köktürk ve Uygur yazısında diş arası d, d’den ayrı bir harfle gösterilmez. Ancak Köktürk ve Uygur Türkçelerinde de iki d arasında fonetik bir fark olduğu muhakkaktır (Ercilasun 2010: 343). 8. Kuzey Türkçesinin bir alt kolu olan Kıpçak Türkçesinde kelime başında bulunan c sesi, Karahanlı Türkçesinde y’dir: yılan, yol, yüz, yıl(Ercilasun 2010: 344).

9. Türkiye ve Azerbaycan yazı dillerinde n’ye dönen ñ, Karahanlı Türkçesinin aslî seslerinden biridir: öñ, soñ, teñiz, añla-, köñül(Ercilasun 2010:344).

10. Geniş zaman ekinin olumsuz şeklindeki değişme Karahanlı Türkçesinin bir diğer özelliğidir: ET bolmaz > bolmas, ET körmez > körmes (Demir ve Yılmaz 2012: 79; Ercilasun 2010: 344).

11. Emir kipinin 3. Tekil Kişi çekiminde -sUn yanında -sU ve -sUnI biçimleri de ortaya çıkmıştır: yazıl-su “açılsın”, kel-süni “gelsin”(Hacıeminoğlu, 1986:2; Demir ve Yılmaz, 2012: 79).

12. Birincil uzunluklar Karahanlı Türkçesinde henüz kısalmamıştır: ōt (ateş), āt (isim), sṻt (uzun ü ile), +sā-/+se-. Bu dönemde ikincil uzunluklar da bulunmaktadır: alūr, açār, almāk, birmēk. Ancak Kâşgarlı Mahmud’un bazı kayıtlarından anlaşıldığına göre kısalma süreci bu dönemde başlamıştır (Ercilasun 2010: 344).

Karahanlıcanın Biçim Özellikleri

Karahanlı Türkçesi biçim özellikleri de Göktürk ve Uygur Türkçeleriyle hemen hemen aynıdır. Karahanlı Türkçesinde sık kullanılan yapım ekleri bugünki Türk yazı dilleri ve tarihî lehçelerde en sık kullanılan yapım ekleri yine bu yapım ekleri ve ya onun onun türevleridir (Ercilasun 2010: 344).

İsimden İsim Yapma Ekleri

+lXk: akılık, könilik, edgülük, ulugluk.

+lXg: hatâlıg, biliglig, kutlug, körklüg.

+sXz: bahāsız, biligsiz, körksüz.

+kI: künki, kidinki, kodkı.

+çI: başçı, idişçi, içgüçi, kapugçı.

+dAş: kadaş, erdeş, adaş.

+kIyA: sözkiye, tuzkıya.

+rAk: azrak, üküşrek, edgürek.

İsimden Fiil Yapma Ekleri

+lA-: başla-, sözle-, kizle-, imle-.

+A-: ula-, küçe-, aşa-, tüne-.

+U-: bayu-, kiŋü-, taru-.

+Ad-: kutad-, küçed-, muŋad-, yokad-,

+ (A) r-: akar-, karar-, eskir-, tüner-.

+sA-: barı(g)sa-, keli(g)se-, suwsa-.

Fiilden isim yapma ekleri:

-mAk: almak, birmek, turmak, körmek. -g: bilig, tatıg, kurug, ölüg.

-(X)ş: alkış, biliş, ukuş, üküş, söküş.

-m: alım, kedim, ulam, örtüm.

-ç: ınanç, umınç, ökünç, sewinç.

-(U)k: yırak, artak, yazuk, süzük, açuk.

-gU: awıngu, öggü, bıçgu, sorgu, içgü.

Fiilden fiil yapma ekleri:

-d-: kod-, yüd-, yod-, ıd-.

-mA-: alma-, kesme-, bulma-, sewinme-.

-n-: körün-, tonan-, bezen-, urun-.

-1-: egil-, urul-, karıl-, bitil-, süzül-.

-ş-: sıgış-, biliş-, uruş-, körüş-.

-t-: arıt-, sewit-, suwsat-, törüt-.

-Ur-: kaçur-, keçür-, tatur-, yetür-.

-DUr-: aşındur-, bildür-, uktur-, yitür-.

-gUr-: yatgur-, tezgür-, kigür-.

-Ar-: çıkar-, kiter-, kopar-.

Çekim Ekkleri

Karahanlı Türkçesinin sık kullanılan çekimleri şunlardır:

İsim Çekim Ekleri

Çokluk Eki

Çokluk eki -lAr’dır: alplar, begler, erñekler, kırlar, ülüşler.

2.4.1.2.İyelik Ekleri

-(I/U) m: öpkem, sözüm, köŋlüm, atım, kutum.

-(I/U)ŋ: sözüŋ, yoluŋ, begiŋ, tilekiŋ, başıŋ.

-(s)I: tüpi, kanı, süsi, yakşısı, bOğuzı.

-(I/U)mI/Uz: birimiz, köŋlümüz.

-(I/U)ŋI/Uz: başıŋız, közüŋüz.

-lArI: aşları, işleri.

Hâl Ekleri

İlgi hâli

+nlŋ: illerniŋ, bunıŋ.

Yükleme hâli

+g: ajunug, başıg, begig, beglerig, edgüg.

+nl: tilekimni, kayunı, munı, kişilerini, başıŋnı, begini, bornı.

+n (3. şahıs iyelikten sonra): közin, başın, biliglerin, cefâsın.

+I (çoğunlukla 1. ve 2. şahıs iyeliklerden sonra): atımı, kılkımı, başı.

Yönelme hâli

+GA: kişike, arslanka, tapugka, yirke, dünyāka, ewiŋke, içimke.

+ŋA(3. şahıs iyeliklerden sonra): boğuzıŋa, bulgakıŋa, ewiŋe.

Bulunma hâli

+DA (çıkma için de kullanılır): ödte, karında, biligde, bodunda, çeride, çiçeklikte, erenlerde, ewiŋde.

Çıkma hâli

+DIn: kamugdın, anadın, bayattın, bedüktin, biligdin, busugdın, edgüsindin.

Vasıta hâli

+n: adakın, yazın, küzün, süŋün.

Eşitlik hâli

+çA: cānça.

Fiil Çekim Ekleri

Şahıs Ekleri

Fiil çekiminde kullanılan şahıs ekleri, görülen geçmiş zaman dışında, zamir kökenlidir:

I.T.K. men: biçer men, kesmegey men, yazsa men.

II.T.K. sen: kelir sen, bolga sen, bulmasa sen.

III.T.K. (ol): unıtur, ukar ol, tutmış, kodsa.

I.Ç.K. -mIz: kılur-mız, erse-miz, barmasmız.

II.Ç.K. siz: tezer siz.

III.Ç.K. (-lAr): okır-lar, kelge-ler, ögrense-ler.

Görülen geçmiş zamanda iyelik kökenli şahıs ekleri kullanılır. Göktürkçede zaman zaman görülen 2. şahıslardaki -g’li biçimler Karahanlı Türkçesinde bulunmaz.

I.T.K. -m: ogradı-m, bezendi-m, uktu-m, büttü-m.

II.T.K. -ŋ: aydı-ŋ, eşitti-ŋ, koldu-ŋ, yügürdü-ŋ.

III.T.K. -0: badı, tidi, uktı, bütti.

I.Ç.K. -mIz: kıldı-mız.

II.Ç.K. -ŋIz: boldıŋız.

III.Ç.K. -(lAr): bulmadı-lar, kirdi-ler, köçti-ler.

Görülen Geçmiş Zaman

Görülen geçmiş zaman eki 1. ve 2. şahıslarda –DI/-DU, 3. şahıslarda -DI biçimindedir: bayudum, ayıttı, boldı.

Öğrenilen Geçmiş Zaman

Öğrenilen geçmiş zaman eki –mIş’tır. Zamir yardımıyla çekimlenirler: unıtmış men, kizlemiş sen, kötürmiş.

Geniş Zaman

Geniş zaman eki ünlüyle biten fiillerden sonra -r’dir: yorı-r men, okı-r sen, tir. Bazen -Ur ekine de rastlanır: ti-y-ür, yara-y-ur, üşi-y-ür.

ç, g, k, m, ŋ, p, s, ş, t, w, y, z ünsüzleriyle biten tek heceli fiillerde geniş zaman eki -Ar’dır: aç-ar, ög-er, toġ-ar, tök-er, bak-ar, um-ar, siŋ-er, kap-ar, es-er, aşar, art-ar, sew-er, tuy-ar. g, t, y ile bittiği hâlde teg-, yat-, ay- fiileri -Ur ile geniş zaman yapılır: teg-ür, yat-ur, ay-ur.n, r, diş arası d ile biten tek heceli fiillerde -Ar,-Ir,-Ur ekleri karışık olarak görülebilir: al-ur ~ al-ır, bil-ür ~ bil-ir, kal-ur ~ kal-ır, tol-ur ~ tol-ır, kan-ur ~ kan-ar, ön-ür ~ ön-er, yan-ur ~ yanar, kör-ür ~ kör-er, ur-ur ~ ur-ar, bar-ur ~ bar-ır, bir-ür, er-ür, kir-ür, tur-ur, sor-ar, ser-er, sür-er, ked-ür ~ ked-er, kod-ur ~ kod-ar, tod-ur ~ tod-ar, ıdur, küd-er, yüd-er, yod-ar, tıd-ar, yad-ar. Ünsüzle biten çok heceli fiiller çoğunlukla -Ur ile geniş zaman yapılır: arıt-ur, tüket-ür, küdez-ür, küwen-ür, oŋar-ur, yaraş-ur, küldür-ür, ötür-ür. Olumsuz geniş zaman -mAz ekiyle yapılır:sık-maz, okı-maz, keç-mez, sewmez.

Gelecek Zaman

Göktürkçedeki -dAçI ve -sIk gelecek zaman ekleri, Karahanlı Türkçesinde görülmez. Karahanlıcanın gelecek zaman eki, Uygurcada olduğu gibi -gAy’dır; ancak y sesi çoğunlukla düşer: kesme-gey men, kıl-ga men, bolga sen, açıl-gay, bir-ge. Ayrıca yakın gelecek zamanı anlatmak üzere -gAlIr eki de kullanılır: al-galır, bar-galır.

Şart Kipi

Göktürkçedeki -sAr şart zarf-fiiline karşılık Karahanlıcada -sA şart kipi eki vardır: kelme-se men, iç-se sen, ek-se, ur-sa-mız, sewse-ler.

Gereklilik Kipi

Karahanlı Türkçesinde gereklik kipi, -gU+ (kerek) kalıbıyla kurulur; şahıs ifadesi için şahıs zamirleri veya dönüşlülük zamiri (öz) kullanılır:öte-gü kerek men, sen ay-gu kerek, iwme-gü, bil-gü ol, ayd-gu öz.

Emir Kipi

Karahanlı Türkçesinin emir ekleri şunlardır;

I.T.K.

-AyIn: ay-ayın, bir-eyin.

-yln: sewme-yin, sözle-yin.

-Ayl: ay-ayı, bir-eyi.

-yI: yıra-yı, tüne-yi.

-(A) y: kel-ey, tap-ay, ötey.

II.T.K.

-0: eşit, birme, kör, körme, yaŋılma.

III.T.K.

-sU: art-su, bir-sü, yazıl-su, tiril-sü.

-sUn: kel-sün, barma-sun, kıl-sun.

I.Ç.K.

-AlIm: bar-alım, kör-elim, kir-elim. -lIm: okı-lım, sına-lım.

II.Ç.K.

-ŋ: yaşa-ŋ, boşa-ŋ. -ŋlar: tut-u-ŋlar.

III.Ç.K.

-sUlAr: ögren-süler, ögret-süler. -sUnlAr: bilme-sünler, körme-sünler.

Teklik 2. şahısta pekiştirme eki olarak -gIl ve -gIn ögeleri de kullanılabilir: eşit-gil, bolma-gıl, keçür-gil; bol-gın, sözleme-gin.

Hikâye, rivayet, şart birleşik çekimlerinde er- fiilinin görülen, öğrenilen geçmiş zaman ve şart kipleri kullanılır: sewdim erdi, tiler erdi, turgay erdim, bilgey erdiŋ, yatgalır erdi, ölsün erdi; tiler ermiş, sewse ermiş; kördüm erse, keçti erse, ölmiş erse, kılur erse sen; udır erdiŋ erse, ölür erdi erse.

KAYNAKÇA

AKAR, Ali (2005), Türk Dili Tarihi, Ankara: Ötüken Yayınları.

AKÇATAŞ, Ahmet (2009), “Karahanlıca İlk Kuran Tercümesi Sözlüğünün Söz Denizinde Bir Gezi”, Turkish Studies, Volume 4/4, p. 12–29.

ARAT, Reşit Rahmeti (1999), Kutadgu Bilig I Metin, Ankara: 4. Baskı, Türk Dil Kurumu Yayınları: 458.

BOZKURT, Fuat (2005), Türklerin Dili, İstanbul: Kapı Yayınları.

CAFEROĞLU, Ahmet (1994), Türk Dili Tarihi, İstanbul: Enderun Kitabevi.

CAFEROĞLU, Ahmet (2013), “Karahanlılar Devri Türk Edebiyatı”, Ankara: (Hazırlayan: Necmettin Hacıeminoğlu, Karahanlı Türkçesi Grameri, 4. Baskı, Türk Dil Kurumu Yayınları). (Sunuş yazısı).

ÇETİN, Engin (2005), Divanü Lügati’t-Türk’teki Yiyecek İçecek Adları ve Bu Adların Türkiye Türkçesindeki Görünümleri, Ç.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, C: 14, S: 2, s. 185–200.

DİLÇİN, Cem (1993), Ahmed-i Yesevî’nin Hikmetlerinde Sıra Cümleler, Türk Dili Dil ve Edebiyat Dergisi, C: 1993/II, S: 504, s. 611–618.

ERCİLASUN, Ahmet Bican (2011), Başlangıçtan Yirminci Yüzyıla Türk Dili Tarihi, Ankara: 10. Baskı, Akçağ Yayınları.

GÖMEÇ, Sadettin (2010), “Kara Unvanı ve Kara Hanlıların Menşei Üzerine, History Studies”, 29–34, History Studies, Volume 2/2, 2010.

KARAMANLIOĞLU, Ali Fehmi (1986), Türk Dili, İstanbul: Dergâh Yayınları.

Kaşgarlı Mahmud, Divanü Lügati’t-Türk, (çev. Besim Atalay), Ankara: 4. Baskı, C. I, 1998, Türk Dil Kurumu Yayınları:523.

KEMALOĞLU, Muhammet (2013), “Karahanlıların Menşe Ve Kuruluş Faraziyeleri”, Hikmet Yurdu, Yıl: 6, C: 6, Sayı: 11, Ocak – Haziran 2013/1, ss. 415–424.

KORKMAZ, Zeynep (1988), “Friedrich Wilhelm Radloff’un Orta Türkçe Üzerindeki Çalışmaları”, Türk Dili Dil ve Edebiyat Dergisi, C: LVI, S: 444, s. 318–328.

ÖLMEZ, Zuhal-Mustafa KAÇALİN (2011), XI-XIII. Yüzyıllar Türk Dili, Eskişehir: Anadolu Üniversitesi Yayınları.

ÖZYETGİN, Melek (2006), “Tarihten Bugüne Türk Dili Alanı”, (Conference) Chinese Academy of Social Science, Sino-Foreign Relationship Department of Institute of History, Beijing (CHINA).

TEKİN, Talat (1986), “Karahanlı Dönemi Türk Şiiri”, Türk Dili Dil ve Edebiyat Dergisi, C:LI, S: 409, s. 81–157.

TEKİN, Talat-Mehmet Ölmez (1999), Türk Dilleri (Giriş), İstanbul: Simurg Yayınları.

ÜŞENMEZ, Emek (2008), “Karahanlı Eserlerindeki Söz Varlığı Hakkında”, Akademik İncelemeler, C:3, S:1, s: 247–253.

ÜŞENMEZ, Emek (2011), Orta Asya (Anonim) Kuran Tercümesi Üzerinde Özbekistan’da Yapılmış Bir İnceleme, Turkish Studies, Volume 6/4, p. 981–986.

Kaynak: http://www.tdba.net/