Atatürk, sanatı şöyle tanımlıyor:
    “Sanat güzelliğin ifadesidir. Bu ifade sözle olursa şiir, nağme ile olursa musîkî, resim ile olursa ressamlık, oyma ile olursa heykeltıraşlık, bina ile olursa mimarlık olur.”
    Sıralamaya dikkat ediniz. Güzelliğin ifadesine yarayan sanatların en başına “taç olmuş”, oturmuş şiir. Bu durum, söz ustaları olan bütün şairlerimiz için bir şereftir, değil mi?
    Çünkü; “İnsanlarda birtakım ince, yüksek ve temiz duygular vardır ki insan onlarla yaşar. İşte o ince, yüksek, derin ve temiz duyguları en ziyade duyabilen ve diğer insanlara duyurabilen şairdir.”
    Bu anlayışı paylaşanlara selâm olsun.
    Bakınız o yüce insan, Türk şairini ve görevini nasıl anlatıyor? “Mutlak dahil olduğun parlak Türk devrinde şair olduğunu ispat edeceksin. Şiirlerin şen, şâtır, faal Türk milletinin sürur, zerafet, faaliyet, his ve hareketlerini terennüm edecektir. Buna mevcuduyiteni hasredeceksin.
Kökü çok büyük olan, dalları ondan daha büyük olacak olan bir ırkın çocuğu olarak, mensup bulunduğun millete layık şiirler yazacaksın. Bunu yaparsan kimse itiraz edemez ve kabül ediyorum ki; o zaman muvaffak oldum diyeceksin.”

    Dikkat buyrun: Şair, ilkin şunları bilecektir. Şiir, söz söylemede ustalık demektir. Fakat bu ustalık, kaynağını temiz duygulardan almalıdır. Bu duyguları daha çok “duyabilen” ve başkalarına “duyurabilen” insana, şair denir. Şair, yaşadığı çağı ve bu zamanda yaşayan milletini yazmalıdır. Bunu sağladığı oranda da başarıya ulaşacaktır.
    Şimdi şapkamızı öne eğip düşünelim: Sanat, sanat için midir? Sanat, toplum için midir? Veya sanat, millet için midir?
    Sorulardan amacım, “yeni bir tartışma açmak” değildir. Sadece denilenlerin daha iyi anlaşılmasını sağlamak için çakılan “küçük bir şimşek”tir. Bu şimşekten payımızı almalıyız.
    Sözü, bu vadinin ustalarına bırakıyorum.
    “Sanatkâr, cemiyette uzun çalışma ve çabalamalardan sonra alnında ışığı ilk hisseden insandır.”

    O’na saygımız varsa, gerçekten de “ta derinden” ilkelerine bağlıysak; bu ışığın bedelini ödeyelim!



Devamını oku: http://oyhanhasanbildirki.webnode.com.tr/news/%c5%9fiir%20ve%20%c5%9faire%20dair/
Ücretsiz olarak kendi web sitesinizi oluşturun: http://www.webnode.com



    Atatürk, sanatı şöyle tanımlıyor:
    “Sanat güzelliğin ifadesidir. Bu ifade sözle olursa şiir, nağme ile olursa musîkî, resim ile olursa ressamlık, oyma ile olursa heykeltıraşlık, bina ile olursa mimarlık olur.”
    Sıralamaya dikkat ediniz. Güzelliğin ifadesine yarayan sanatların en başına “taç olmuş”, oturmuş şiir. Bu durum, söz ustaları olan bütün şairlerimiz için bir şereftir, değil mi?
    Çünkü; “İnsanlarda birtakım ince, yüksek ve temiz duygular vardır ki insan onlarla yaşar. İşte o ince, yüksek, derin ve temiz duyguları en ziyade duyabilen ve diğer insanlara duyurabilen şairdir.”
    Bu anlayışı paylaşanlara selâm olsun.
    Bakınız o yüce insan, Türk şairini ve görevini nasıl anlatıyor? “Mutlak dahil olduğun parlak Türk devrinde şair olduğunu ispat edeceksin. Şiirlerin şen, şâtır, faal Türk milletinin sürur, zerafet, faaliyet, his ve hareketlerini terennüm edecektir. Buna mevcudiyetini hasredeceksin.
    Kökü çok büyük olan, dalları ondan daha büyük olacak olan bir ırkın çocuğu olarak, mensup bulunduğun millete layık şiirler yazacaksın. Bunu yaparsan kimse itiraz edemez ve kabul ediyorum ki; o zaman muvaffak oldum diyeceksin.”
    Dikkat buyrun: Şair, ilkin şunları bilecektir. Şiir, söz söylemede ustalık demektir. Fakat bu ustalık, kaynağını temiz duygulardan almalıdır. Bu duyguları daha çok “duyabilen” ve başkalarına “duyurabilen” insana, şair denir. Şair, yaşadığı çağı ve bu zamanda yaşayan milletini yazmalıdır. Bunu sağladığı oranda da başarıya ulaşacaktır.
    Şimdi şapkamızı öne eğip düşünelim: Sanat, sanat için midir? Sanat, toplum için midir? Veya sanat, millet için midir?
    Sorulardan amacım, “yeni bir tartışma açmak” değildir. Sadece denilenlerin daha iyi anlaşılmasını sağlamak için çakılan “küçük bir şimşek”tir. Bu şimşekten payımızı almalıyız.
    Sözü, bu vadinin ustalarına bırakıyorum.
    “Sanatkâr, cemiyette uzun çalışma ve çabalamalardan sonra alnında ışığı ilk hisseden insandır.”
    O’na saygımız varsa, gerçekten de “ta derinden” ilkelerine bağlıysak; bu ışığın bedelini ödeyelim!



Слушать радио Uzbek_4U


Powered by OrdaSoft!