Film izlemeyi, edebî dille senaryo kalemine alınan oyunları seyretmeyi sever misiniz? Karadeniz şivesi, Ege şivesi, Trakya şivesiyle beyaz perdeye yansıyan filmleri pek severim. Yahut İstanbul Türkçesi ile, mükemmel bir diksiyonla veya Osmanlı Türkçesine ait güzel edebî kelimelerle tarihimizi anlatan belgesel tadındaki filmler beni ruhen bahtiyar eder. 2017’de seyircisiyle buluşan, özellikle birçok kişinin sevdiği ve benim de bir yıldır bir bölümünü dahi hiç kaçırmadan zevkle takip edip izlediğim Ege Yöresine ait bir dizim oldu. Devlet kanalımız olan TRT 1 televizyonunda her cumartesi “Kalk Gidelim” adlı Türk komedi dizisini izlerim ve herkese tavsiye etmişimdir. Muğla yöresindeki Yeşilyurt Köyünde çekimleri yapılan bu dizinin (Muğla ilinin Menteşe ilçesine bağlı Yeşilyurt Köyü) senaryosu da muhteşem. Sadece dizinin başlangıcında kısa bir reklâm sahnesi giriyor, sonrasında hiç aralıksız süren dizimiz kişiyi ekranlara kilitliyor. 20.00-24.00 arası pürdikkat izlenen komedi dizisinde 20.00-21.00 arası bir önceki haftaya ait bölümün bir saatlik özeti, 21.00 sonrası ise yeni bölüm başlıyor. Böylece kaçıranlar geri kalmıyor. Cumartesi gecesi diziyi kaçırıp hayıflananlar aynı bölümü pazar tatili sabahında da izleyebiliyor. Dizi tutulunca ve izlenme rekoru kırınca övgüyü hak etmesi çok doğal.

     Çoğu özel kanallarda bilirsiniz ki reklâmlar kimi zaman yirmi dakikayı geçip de en heyecanlı sahnesinde; o dizi için madden destek olan markaların tanıtımındaki yarım saate yakın bir reklam arasına girince, seyirciye gına gelmiştir. TRT kanalının en sevdiğim yanı; seçici olması, plânlı ve dakik olup tam vaktinde programa başlaması, edebî dilde ve akıcı bir diksiyonla ekran karşısında yer almasıdır. Kalk Gidelim dizisi de Mustafa Ali’nin İstanbul’da gayet iyi giden tekstil işinden iflas etmesi sonucunda; İstanbullu, yurtdışı kültürü alan, bir sosyete kadını olan eşi Nurcan Hanım ile Muğla ilindeki köylerine yani baba ocağına, ana kucağına ve memleket toprağına yıllar sonra geri dönüşlerindeki macerada bu aileyi şoke eden olaylarla başlıyor. Nurcan iflas etme durumunu kabullenemez, köy hayatın alışabilmek onun için çok zaman alır. Mustafa Ali’nin şehirli kızı Duru ve çapkın oğlu Canberk de her ne kadar yeni yaşamlarında azıcık zorlansalar da ilerleyen zamandaki olayların akışında ortam güzelleşir. Kızı Duru’nun İstanbul’daki sevgilisi; babası Türk, anası Rus kökenli Veli Demir (Vildamir) ile olan ciddi ilişkisi devam eder. Veli çok sevdiği sevgilisi Duru için bu köye gelir. Yıllar öncesinde köylerindeki kızı, Meryem’i nikâh masasında bırakıp başkasına âşık olup da sonrasında o çok severek evlendiği kadın yani Nurcan için İstanbul’a dönen Mustafa Ali’nin ikilemleri de tam bir komedidir. Dudu ile muhtarın oğlu Şakir, Duru ile Veli, Badegül ile Halim’in evliliği ilerleyen sahnelerde üçlü nikâhla şahane bir köy düğününe dönüşür. Bu güzel dizi her hafta farklı bir senaryoyla ve komik olaylarla, heyecanlı biçimde devam etmektedir.

     Ege şivesi, kültürü, folkloru kendini tüm doğallığıyla gösterir. “Gelipduru, aakideş, edipduruz, lökertme, çintar, yetti gaari, hadin toplanın, beri bak, bizimoğlan…” kelimeleri ve şivesel cümleleri ile günlük dilde Muğla-Denizli civarında kırsal kesimde çok kullanılan “duru”, “-ıp durmak” kalıpları nedense anadilimiz Türkçemize zarar vermeyerek kulağa gayet hoş geliyor. Karadeniz yöresinde çekilen bir filmde mıhlama, hamsi, mısır ekmeği, çay, fındık, kara lâhana çorbası nasıl meşhursa; “Haydin uşaklar, ula!, hamsi kafalı, daa, edelum daaa!, geleyrum, cideysun” şivesi kendini doğallığına bırakıverir o yemyeşil yaylalarına çıkıp uzanırcasına.  Balkanlar’a uzanınca da Trakyalıların, özellikle Edirnelilerin her kelimenin başındaki “H” ünsüz harfini yutarak “oş geldin, a be üseyin, kızçe nasılsın?, günaydın be ya…” ifadeleri; Boşnak böreği, kına gecelerinde gelin hanımların abartılı takıları o bölgenin coğrafyasını hemen belli eder. Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu’da bol etli yemekler, testi kebapları, acılı ve baharatlı ara öğün yemekleri, kar pekmezi, cevizli sucuk ve elde mendille halka oluşturup topluca halay oyunu sergileme, uzun hava türküleri; “gardaş, bacı” kelimelerindeki ve aile bağlarında güçlenen çok eşlilik ve çok kardeşliliğin güçlü bağı yayla kültürünü de yansıtır.

     İç Anadolu kültürüne gelince” Nöörüyon?, emmioğlu nire böyle?” ifadeleri, azıcık Ankara birazcık da Doğu Anadolu şivesi karışımıyla karasal iklimin İç Anadolu’daki sosyokültürel değerlerini sezeriz. Akdeniz Bölgesine uzanınca ılıman iklimin ve deniz kesiminin oldukça rahat giyimli, sıcakkanlı insanlarına tanık oluruz. Turunçgil kokulu tropik meyvelerle olan dans, kış mevsiminde dahi sıcacık geçen o ılıman havasında denize girme şansı, portakal ve muzun damakta tatlanan anısı Akdeniz ile bütünleşir. Marmara bölgesine gelince, sadece İstanbul’u dilimize alsak zaten aylarca kitaplara sığmaz. Tüm bölgelerden ve yurtdışından göç alan, farklı kültürleri yedi tepeli şehrinde barındıran, padişahlar şehri, her ülkenin göz bebeği ve imrenerek baktığı bir şehirdir İstanbul. Üretken insanların ve tüm nüfusun bir araya gelip de kaynaştığı, sanayiden eğitime, ekonomiden tarihe, sanattan coğrafyaya, edebiyattan sinemaya ve her dala uzanan bir köprüdür Marmara.

     Satırlardan beyaz perdeye, bembeyaz sayfalardan görsel yaşama ve sahnelere yolcu oluverir kalemimizde biriken sözcükler. Övülmeyi hak eden, edebî dilde kaleme alınan kitapların hakkı verilmeli ve lâtif dokunuşlarla beyaz perdeye, tiyatro sahnesine yol alabilmesi için destek olunmalıdır. Kimi zaman yazarı ölen eserler gibi birçok sanat eseri de unutulup ölüverir. Elinden tutmazsak körelir genç yetenekler, unutulur genç beyinler ve usta kalemler. Ansızın insanlığa küser edebiyat. Edebiyatı küstürmemek uğruna aktif olmalı satırlar.

14 Aralık 2018 - Cuma