Bir dilin farklı tarihlerde veya farklı yerlerde kullanımında değişiklikler ortaya çıkar. Bu farklılıklar kelimelerin telaffuzu, yazılışları, eklerin kullanımı, ses hadiseleri, noktalama işaretleri, cümle kuruluşundaki farklılıklardan biri veya bir kaçı şeklinde görülebilir.

     Ayrıca, Türkçe gibi bazı diller tarihin farklı devirlerinde hatta aynı devirde farklı yerlerde değişik alfabelerle yazılabilir. Alfabeler bir dilin bütün seslerini karşılamadığında dilin alfabeye boyun eğdiği görülmektedir. Türk dilinin en yaygın kollarından olan Özbekçe, önce Arap alfabesinde, ardından latin, sonra Kiril ve bugün kullandıkları İngilizceye uygun Latin alfabesinde o-ö, u-ü, ı-i seslerini ayrı ayrı gösteren harfler olmadığından bu sesleri kaybetmektedir. Bu sesler arasındaki farkı bu dili ana dili olarak öğrenen ve konuşanların ağzından anlamak mümkün olmakta, yazılı metinlerde ise ancak aynı hecedeki diğer seslerden çıkarma imkânı bulunmaktadır.

LEHÇE

     Bir dilin tarihi, coğrafi ve siyasi sebeplerden dolayı ses, yapı ve söz dizimi özellikleriyle ayrılan kollarından her birine veya bir dilin, tarihî gelişim sürecinde, bilinen dönemlerden önce o dilden ayrılmış ve farklı biçimde gelişmiş kollarına lehçe diyoruz.

     Lehçe  terimi, özellikle Türkiye Türkçesinde şive yerine kullanılmakta, birçok dil bilimci bile lehçe yerine şiveyi, şive yerine de  Lehçeyi kullanmaktadır. Zira bir dilin kolları arasında ortaya çıkacak farklılıkların ne kadarının onun lehçe veya şive sayılacağına dair kesin bir ölçüye sahip değiliz.

     Hatta bazı lehçeler merkez olarak alınan lehçeden gittikçe uzaklaşmakta, ayrı bir dil haline gelmektedirler. Bugün Çuvaşça ve Yakutçanın ayrı birer dil mi yoksa Türkçenin bir lehçesi mi olduğu konusunda ihtilaf vardır.

     Bazı dil bilimciler bu çelişkiyi “uzak lehçe” ve “yakın lehçe” terimlerini ileri sürerek çözümlemeye çalışmışlardır. Bu terimler vasıtasıyla diğer Türk lehçe ve şivelerini Türkiye Türkçesine yakınlık dercesine göre uzak veya yakın lehçe olarak adlandırmaktadırlar.

    Türkçenin bugün yaşayan “uzak lehçeleri “, bazı dilbilimcilere göre Çuvaşça ve “Yakutça” dır. Türkçenin “yakın lehçeleri“ ise: “ Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan, Gagauz, Tataristan (Kazan), Türkmenistan, Türkiye, Doğu Türkistan, Başkurdistan dilleri olarak ifade edebiliriz. Türkiye Türkçesinin ağızlarını ise İstanbul ağzı, Doğu Anadolu ağzı, Elazığ ağzı, Trakya ağzı, Karadeniz ağzı, Ege ağzı gibi örneklerle ifade edebiliriz.

     "Türkçenin konuşulduğu bölgelerin her birinde ayrı yazı dilinin olması, Türkçe konuşan Türki toplulukların lehçe,   şive ve ağız farklılıkların artmasında ve derinleşmesinde önemli bir etken olmakta; “Türkî diller” arasındaki bağı her geçen gün koparmaktadır. Ortak Türk yazı dili oluşturmaya çalışmak bir tarafa oluşan her yeni yazı dili, lehçe ayrımlarını körükleyen bir etken olmaya devam etmektedir. “Türkî diller” sınıflandırılırken Kazakça, Azerice, Özbekçe, Karakalpakça gibi adlandırmalar yapılması, Türkoloji ilmiyle uğraşanlar tarafından doğru kabul edilmemektedir. En doğru kullanım “Türkiye Türkçesi, Azerbaycan Türkçesi, Gagauz Türkçesi olması gerektiği ifade edilmektedir.  Ancak, bu ülkelerde birer bağımsız veya muhtar devlet olduğu; bu dillerde radyo, televizyon, gazete ve kitaplar yayımlandığı; bu dillerin okullarda öğretildiği ve bunun sonucu olarak bunların ayrı bir yazı dili olduğu gerçeği de göz ardı edilmemelidir.

     Azerbaycan, Türkmenistan, Kazakistan, Özbekistan veya Karakalpakistan’da konuşulan dillerin lehçe mi yoksa şive mi olduklarını tartışmaktansa onların ana Türkçeye olan yakınlığına göre “uzak veya yakın lehçe” olarak adlandırılmaları akla daha uygun görülmektedir.  Bu durumda da ana Türkçenin hangi tarihte, nerede konuşulan ve yazılan Türkçe olduğunun tespit edilmesi meselesi ortaya çıkmaktadır. Bu tespiti yaparken yazılı eserlere müracaat edileceği tabiidir. Herhalde ana Türkçe mahsulü olarak kabul edilebilecek en sağlıklı eserler Orhun abideleri veya Kaşgarlı Mahmud’ın Divan-ı Lügat’it Türk adlı eseri olacaktır. Bunlara Yusuf Has Hacib'in Kutadgu Bilig'i de eklenebilir.

ŞİVE

     Bölgelere ve yörelere göre değişiklik gösteren, ana dilden ses ve biçim olarak değişiklik arz eden dil kollarına şive adı verilir. Şiveler bulundukları ülke veya bölgede yazı dili olabilirler. Bir dilin farklı şiveleri ile yazılı eserler meydana getirilebilir.

      Şive ayrılıklarının sebepleri fonetik, morfolojik ve folklorik farklılıklardır. Bir şivede eski dil yapılarından, komşu dillerden ve etkileşim içinde bulunulan diğer dillerden bazı unsurlar bulunabilir. Coğrafi şartlara göre halkın gırtlak yapısı eski dilin seslerine aşina olabilir.

     Şiveler arasındaki değişikliklerin temelinde kelimelerin söylenişinde oluşan telaffuz özelliklerinin artık ağız teriminden daha ileri taşınmış söyleyiş farklılıkları vardır.

     Dil bilimcilerin Lehçe ve şive tanımlarında zorlanmasına rağmen, şivenin bir lehçenin alt grubu olduğunu, farklılaşmanın sadece kelimelerdeki ses değişimlerine, söyleyiş ve telaffuz farklılıklarına kadar uzanabildiğini, cümle dizilişlerine kadar ulaşan bir dil farklılığı oluşturmadığı göz önünde bulundurulmalıdır. Şiveler arasındaki değişiklikler temelde ses özellikleridir. Buna göre bilinen şiveler, belirli şartlarda ve dilin herhangi bir döneminde ana dilden ayrılarak, dilin geneldeki gelişimiyle birlikte bir de kendi içlerinde özel bir gelişim çizgisi izlemişlerdir. Bunların başlıca ayrımlarını oluşturan ses, ekler ve kelime özellikleri o dönemin dil malzemeleri ile açıklanabilir.

     Genellikle lehçe-şive,  şive-ağız terimleri birbirine karıştırılmaktadır. Şiveler arasındaki değişiklikler temelde ses özellikleridir. Buna göre bilinen şiveler, belirli şartlarda ve dilin herhangi bir döneminde ana dilden ayrılarak, dilin geneldeki gelişimiyle birlikte bir de kendi içlerinde özel bir gelişim çizgisi izlemişlerdir. Bunların başlıca ayrımlarını oluşturan ses,  ekler ve kelime özellikleri o dönemin dil malzemeleri ile açıklanabilir. Bir dilin zaman içinde ayrı dil olarak kullanılan ama birbirinden çok uzaklaşmamış, birbirine yakın olan diller, birbirlerinin şiveleridir.

AĞIZ

     Bir dilin yalnız söyleyiş farklılığı gösteren koludur. Bu fark yazı Diline girmez.  Karadeniz ağzı, Konya ağzı gibi. (Geliyorum yerine “geliyom”, “geliyan”, “geliyem”  veya “celeyrum” deriz ama yazarken hepimiz “geliyorum” yazarız.)

TÜRK LEHÇELERİ, ŞİVELERİ ve AĞIZLARI

     Orhun abidelerindeki dili esas alarak ana Türkçe kabul edersek Çuvaşça ve Yakutça Türkçemizin lehçeleridir.

     Uygurca (Doğu Türkistan), Kazakça (Kazakistan, Özbekistan, Doğu Türkistan ve Afganistan), Tatarca (Kazan, Kırım), Türkmence (Türkmenistan, Özbekistan, Afganistan, Irak, Türkiye), Azerice (Azerbaycan, İran, Türkiye), Özbekçe (Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan, Afganistan, Doğu Türkistan, Türkmenistan), Kırgızca (Kırgızistan, Özbekistan, Afganistan), Karakalpakça (Karakalpak Muhtar Cumhuriyeti, Özbekistan), Gagauzca (Gagauzya, Moldova) belli başlı Türk şiveleridir. İlim adamları bu şivelere Karakalpakça yerine Karakalpak Türkçesi kullanılması gibi isimler üzerinde de ihtilaf halindedir. Ancak, dilin sahibi olan halk o isimleri benimsemektedir.

     Her Türk lehçesinde ve şivesinde yüzlerce ağız bulmak mümkündür. Zira aynı şiveyi yazı dili olarak kabul eden her bölge, şehir, kasaba veya köylerde farklı ağızlar mevcuttur. Ağızlar üzerinde yapılan ilmi çalışmalar dillerin unutulmaya yüz tutan söz hazinelerinin keşfedilmesine yardımcı olmaktadır.