KELİMELERİN TEMEL, YAN VE MECAZ ANLAMLARI

           Bir kelimenin karşıladığı ilk anlamına temel (gerçek)  anlam denir.  Sözlüğü açtığımızda kelimenin karşısında ilk olarak temel anlamı yazılmış olmalıdır. Kelime, tek başına söylendiğinde akla önce temel anlam gelir. Herkes kelimenin temel anlamını bilir. Ancak kelime cümle içinde başka anlamlar da kazanabilir.

Bir kelimenin diğer anlamları, temel anlamından yola çıkılarak meydana gelmiştir. Örneğin “Burun” dendiğinde aklımıza ilk gelen, insanın bir organıdır. “Burnum tıkandı” dediklerinde koku alma organı olan burun akla gelir.  Fakat bir yerde burnu gayet normal bir insandan bahsedilirken “burnu büyüdü” dediklerinde burada koku alma organımız olan burundan ve onun büyümesinden bahsedilmediğini biliriz. Aynı dili konuşanlar olarak bunu biliriz ama elinde sözlükle başka bir dile tercüme yapan birisi bunu bilmeyebilir. İşte kelimenin temel (gerçek) anlamından tamamen uzaklaşarak kazandığı bu anlama mecaz anlam diyoruz. Bu durumda kelime, temel anlamının tamamen dışında kullanılmıştır.

Bir de sözün, çoğu kaynağın mecaz anlama dâhil ettiği ancak mecaz anlamdan biraz farklı olması yönüyle yan anlam ya da yakıştırma diye de anılan bir anlamı vardır. Yukarıda verdiğimiz “burun” sözünün  “sivri burunlu ayakkabı”  sıfat tamlaması içindeki anlamını düşünelim:  Buradaki “burun” sözü gerçek anlamda değildir; çünkü “insanın bir organı” ifadesini taşımıyor. Tam olarak mecaz anlama da girmez; çünkü temel anlamla yakın bir ilgisi vardır. İnsan yüzünün önde gide kısmına burun dendiği için ayakkabının önde gide kısmına da burun denmiştir.

 

SOMUT VE SOYUT ANLAM

Kelimeler varlıkları ve kavramları karşılar. Varlık, madde olarak bulunan yani duyu organlarıyla algılanabilen bir nitelik taşır. Örneğin; ağaç, yeşil, kalem gözle; soğuk, ıslak dokunmayla; ses, gürültü işitmeyle; koku koklamayla; acı, ekşi tatmayla algılanabilir. İşte duyu organlarımız yardımıyla algılayabildiğimiz bu kelimelere müşahhas (somut) anlamlı kelimeler denir.

Oysa üzüntü, sevgi, özlem, hasret, rüya gibi kelimeleri herhangi bir duyumuzla algılayamayız; bunların sadece kavram olarak var olduğunu kabul ederiz. İşte bu tür kelimelere de mücerret ( soyut) anlamlı kelimeler denir.

 Soyut kelimelerin nesnelliği yoktur, kişinin duygu ve düşüncesine göre özellik kazanır.

Bir kelime her zaman somut olamayacağı gibi her zaman soyut da değildir. Bir cümlede somut olan kelime başka bir cümlede soyut anlam taşıyabilir. Örneğin; “Bu iki çizgi arasındaki açı kırk beş derece vardır.” cümlesindeki “açı” sözcüğü ölçülebilen bir değer taşıdığından somut anlamlıdır. Aynı kelime “ Sen bu sorunu hangi açıdan ele aldın?” cümlesinde, ölçülebilen bir değer olmaktan çıkmış, mecaz anlam kazanarak soyut bir kavramı karşılar duruma gelmiştir.

 

TERİM ANLAMI

                 Herhangi bir bilim dalı, san’at veya bir meslekle ilgili özel bir kavramı karşılayan kelimelere terim denir. Yeni bulunan bir kavram, yeni bir terimle karşılanabileceği gibi, günlük hayatta kullanılan bir kelimeye yeni bir anlam yüklenerek de karşılanabilir. “Ağız” kelimesi solunum ve sindirim sitemlerinin girişidir.  Gerçek anlamında böyle iken dil bilgisi terimi olarak da ağız kullanılır: “Yıllarca okumuş ama hala Kastamonu ağzıyla konuşuyor.”  Burada kullanılan ağız, bir dilin coğrafi farklılıkları olan yerlerde aynı şekilde yazıldığı halde görülen telaffuz farklılığını ifade eder. “Ümit Burnu” dediklerinde aklımıza Afrika kıtasının denize giren en güney kısmı gelir. Burada da burun coğrafi bir terim olarak kullanılmıştır.

 

GENEL ve ÖZEL ANLAM

Aynı türden varlıkları anlatan kelimeler genel,  aynı türden sadece bir tek varlığı ifade eden kelimelerse özel anlam taşımaktadırlar.

 

EŞ ANLAMLI KELİMELER

                Yazılışları farklı olup aynı kavramı ifade eden kelimelere eş anlamlı kelimeler diyoruz.  Bir dilde eş anlamlı kelimeler öncelikle başka dillerden kelimeler alınması ile ortaya çıkar. Türkçede “kara” kelimesi varken Farsçadan “siyah” kelimesinin alınması buna bir örnektir. Siyah, karanın temel anlamını karşılamakla birlikte onun mecaz ve deyim anlamını ifade etmez.  “Yüz karası” deyiminin yerine “yüz siyahı” diyemeyiz. “Alnı açık, yüzü ak” sözünü “alnı açık, yüzü beyaz” şeklinde söylemeyiz.

                Dilimizde sadeleştirme hareketinin bir parçası olarak “Öz Türkçecilik” gayretleri de çok sayıda eş anlamlı kelimenin doğuşuna yol açmıştır. Mana-anlam, bütün-tüm, imkân-olanak, ihtimal-olasılık, cevap-yanıt, sual-soru, fedakârlık-özveri vb. Yeni kelimeler türetilirken nesiller arasında ve ülkemizin dışındaki soydaşlarımızla vatandaşlarımız arasında dil bağlarının zayıflayacağı nedense göz önüne alınmamıştır. Bu sebepledir ki 1990’lı yıllarda yetmiş yaşındaki bir köylü Türk cumhuriyetlerine seyahat ettiklerinde yirmi yaşında bir delikanlıdan daha kolay iletişim kurabilmiştir. Yeni nesiller, kütüphanelerimizdeki kültür mirası binlerce eseri anlayamaz olmuştur.

                Dilimizdeki eş anlamlı kelimelerin çoğalması yazışma ve konuşmalarda edebi kusurları da artırmıştır. Aynı konuşma içinde hatta aynı cümlede aynı anlama gelen iki kelimeyi birlikte kullananlar olmuştur.  “İmkân ve olanak bulursanız bunları yapın.”

 

KARŞIT (ZIT) ANLAMLI KELİMELER

 

 Birbirinin zıt (karşıt) anlamını taşıyan kelimelerdir.  Kelimelerin olumsuzları, o sözcüğün zıt anlamı sayılmaz. Örneğin; “gitmek” sözcüğünün olumsuzu “gitmemektir” tir. Zıt anlamı ise “gelmek” tir.

               

DEYİM

                En az iki kelimeden meydana gelen, kelimelerden en az birisi mecaz anlamıyla kullanılan, cümlede genellikle iş, hareket, olu, kılış bildiren kelime gruplarıdır. Deyimi oluşturan kelimeler çoğu zaman kendi anlamlarından uzaklaşmış görülürler: “Haberi alınca etekleri zil çaldı” cümlesindeki “etekleri zil çalmak” çok sevinmek anlamına gelen bir deyimdir. Ancak burada etek, zil, çalmak sözlerini temel anlamları itibariyle sevinmekle ilgileri yoktur.

                Bazı deyimlerde ise kelimeler gerçek anlamlarını tamamen yitirmemiş olabilirler:  “Yükte hafif pahada ağır ne varsa getirin” cümlesindeki  “yük” ve “paha” kelimelerinin gerçek anlamlarını kaybetmediklerini görüyoruz.

                Deyimler genellikle bir iş, hareket, olu, kılış bildirirler. Fiil olarak çekimlenebilirler. Bu yönleriyle atasözlerinden farklılık gösterirler. Atasözleri ise daima cümle halinde bulunup yargı bildirirler. Deyimler mastar olarak da kullanılabilirler: “Küplere binmek” deyimdir ve kızmak anlamına gelir. Mastar halinde de anlamlıdır. Ancak bu açıklamaya uymayan deyimler de vardır: “Dün az kalsın damdan düşüyordum” cümlesindeki  “az kalmak” deyimini şeklinde mastar olarak kullanmayız. Aslında bir fiil de bildirmeyen bu tür sözler, deyimlerin genel niteliklerine uymaz ama deyim olarak kabul edilmişlerdir.

                Deyim aktarması, karşılaştırma yoluyla bir varlık ve kavrama ait özelliğin diğerlerine de uygulanmasıdır

 

ATASÖZLERİ

Yüzlerce yıl önce söylenmiş, dilden dile aktarılarak günümüze kadar gelmiş, öğüt bildiren, genel kural niteliği taşıyan sözlerdir. Genellikle kesin bir hüküm bildiren cümleler biçiminde görülür.

                Atasözlerinin söyleyeni belli değildir. Sadece mecaz anlam veren atasözü olabileceği gibi, sadece gerçek ya da hem gerçek hem mecaz anlam taşıyanlar da vardır: “Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır.” atasözü mecaz; “dost ile ye iç, alışveriş etme”  atasözünde gerçek”;  “taşıma su ile değirmen dönmez”  atasözünde ise hem gerçek hem mecaz anlam vardır.

 

VECİZE (ÖZDEYİŞ)

                Kim tarafından söylendiği bilinen özlü sözlerdir:  Atatürk’ün “Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir”,  Andre Gide’in “hayat yaşla değil, yaşamakla anlaşılır” sözleri veciz sözlerdir.

SESTEŞ (EŞSESLİ) KELİMELER

Yazılışları (sesleri) aynı, anlamları farklı kelimelerdir: Yüz (sayı olarak yüz) – yüz (sima), bin (binmek fiilinden emir)- bin (sayı olarak bin), soluk(solgun) – soluk (nefes) örneklerinde olduğu gibi.

 

KÖKTEŞ KELİMELER

                Hem ad hem fiil olan, yazılışları (kökleri) aynı kelimelere denir. Bu kelimeler genellikle ses düşmeleri ile meydana gelmişlerdir: Boya (boyamak fiilinden emir), boya (boyacılık işinde kullanılan malzeme; sıva (sıvamak fiilinden emir), sıva (sıvacının yaptığı iş) örneklerinde olduğu gibi.

 

YANSIMA KELİMELER

                Kulağımızla duyabildiğimiz seslerin harflerle gösterilmesidir. Bunlara tabiat taklidi kelimeler de diyoruz: Çat, pat, küt, tak, şırıl şırıl, gürül, gürül…

 

İKİLEME (TEKRAR GRUBU)

                Söze güç katmak, anlamı pekiştirmek amacıyla aynı veya benzer kelimelerden  ikilemeler (tekrar grupları) meydana getirilir. Sözün anlamını pekiştirmek, onu zenginleştirmek ya da değişik anlam ilgileri oluşturmak için iki sözün bir araya getirilmesiyle oluşan ikilemeler, yapıca ve anlamca farklılıklar gösterir.

 

                İkilemeler, çeşitli yollarla meydana getirilir.

a)      Aynı sözün tekrarıyla: Ağır ağır, yavaş yavaş, uzun uzun, derin derin, koşa koşa…

b)      Yakın anlamlı kelimelerle: Ar namus, kaza bela…

c)        Yansıma (tabiat taklidi) kelimelerle:  Kütür kütür, şırıl şırıl, çatır çatır, mırıl mırıl, mır mır…

d)      Yakıştırma (biri anlamlı, diğeri anlamsız veya ikisi de anlamsız) kelimelerin birlikte kullanımıyla: Eski püskü, eğir büğrü, ufak tefek, ıvır zıvır, palas pandıras, eften püften…

e)       “m” sesinin aracılığıyla: Kitap mitap, kapı mapı, çocuk mocuk…

f)        Zıt anlamlı kelimelerin birlikte kullanımıyla: Aşağı yukarı, gece gündüz, ileri geri, sağa sola, er geç…

 

AD AKTARMASI

Benzetme ilgisi kurmadan bir sözün başka bir söz yerine kullanılmasıdır. Bunda, parça söylenip bütün, genel söylenip özel çağrıştırılabilir: “Çatma kurban olayım çehreni ey nazlı hilâl” mısraında “hilâl” kelimesi bayrak yerine, benzetme maksadı olmadan kullanılmıştır.