Okuyacaksın kelimesi için "emir çekimi ikinci şahıs" diye ısrar eden Türk dili ve Edebiyatı son sınıf öğrencisine ve okusanız kelimesindeki -sa için "şart" deyip geçen öğretim üyelerine bakınca, dil bilgisinde, özellikle fiil çekimlerinde yaklaşımın ne kadar önemli olduğunu daha iyi anlıyoruz. Birinci örnekte öğrenci, bütün öğrenim hayatı boyunca ezberletilen fiil çekimlerini bir yana bırakarak ebeveyninin sürekli üstelemelerinin etkisiyle cevap vermiş; ikinci örnekte ise öğretim üyeleri, anlamı göz ardı edip yalnızca şekle takılmış kalmışlardır.
 
Bir yanda bilinmeyen çağlardan itibaren işlenerek gelen Türkçenin kural kitaplarına sığmayan işleyişi, öbür yanda gelenekçi gramer anlayışının yetersizliği, beri yanda dil bilimi alanındaki gelişmelerin ortaya çıkardığı yenilikler var. Fiillerin kültür alt yapısı, özellikleri,anlamları, deyim ve birleşik yapılardaki anlam imkânları bir yana, çekimlenmiş fiilde her biekin görevi, görev değişikliği, işlevi ve anlama katkıları, vurgu ve tonlama gibi pek çok kavram ve kategori var. Ayrıca, cümle bütünlüğü ve cümle üstü birimler açısından görünenin arkasındaki asıl işleyişin, zamanın, tarzın ve ifadenin belirlenmesi gibi hususlar göz önünde bulundurulunca, sistemin büyüklüğü biraz belirginleşecektir. Bütün bunlara dil bilgisi ve dil bilimi alanlarındaki gelişmelere uygun yeni değerlendirmeler de eklenince,sistemin sınırlarını çizmenin zorluğu ortaya çıkacaktır.

Fiil çekimlerinin irdelenmesinde yaşanan zorluklar, akademisyenlerin yazılarına da yansımaktadır. N. Engin Uzun, “şeytan üçgeni” adını verdiği  görünüş -kip-zaman üçlüsünün yalnız Türkçede değil, dünya dilleri arasında da çoğu zaman kolay kolay anlaşılamayacak sunuşlar sergilediğini yazmaktadır (1998: 105). Benzer bir ifade, G. Gülsevin tarafından da dile getirilmiştir. Gülsevin yazısında “Fiil çekiminde kullanılan eklerin fonksiyonlarını tespitetmek, hatta bazen bu fonksiyonları birbirinden ayırt edebilmek oldukça güçtür.” demektedir (2002: 35). Fevzi Karademir, -ma olumsuzluk ekini ele aldığı makalesinde "çekim-zaman-kip-olumsuzluk" bağlantısının anlatılamadığı gerçeğini, bir başka söyleyişle itirafını dile getiriyor ve bunun sebeplerini maddeler hâlinde sıralıyor (2009: 1367).  Ahmet Benzer de eserinde  görünüşü tanımlamanın ve Türkçede eklere bağlı biçimde anlatmanın kolay olmadığını söylemektedir (Benzer 2012: 54).Türkiye’de dil bilimi ilke ve yöntemlerinin -tercüme yoluylaele alınışının başladığı 1970’li yılları ve yayınları kısaca hatırlamakta yarar var:

Eğitimin her seviyesindeki dil bilgisi kitabında tablolar hâlinde gösterişli yerinikoruyan fiil çekiminde 1970’li yıllardan itibaren yerinden taşlar oynamaya başladı. Kevser Acarlar’ın "Fiil Kiplerindeki Anlam Kaymalarının Sebepleri" başlıklı yazısı (1969: 250-254)  bu alandaki ilk kıvılcım olmalı. Lars Johanson’un yayımladığı 
 Aspekt im Türkischen (1971) adlı eseri Türkiye’de “görünüş” adıyla bilinen alanda yepyeni bir çığır açtı. Doğan Aksan’ınaynı yıl yayımlanan  Anlambilimi ve Türk Anlambilimi  
adlı eseri, dil bilgisi kitaplarının ihmal edilmiş son derece önemli yanını tek başına bilim dünyasına sundu. Yine aynı yıl A. Dilâçar,“Gramer” ana başlıklı meşhur yazısında
 yapısal dil bilimi  ve  görevsel şekil bilgisi alanlarına dikkat çekti (1971: 93-96). Dilâçar’ın kılınış ve  görünüş konusundaki yazısıyla (1074: 159-171) bu iki terim birbirinden ayrılıp gramer kitaplarına ve sözlüklere girmeye başladı. D. Aksan yönetimindeki Sözcük Türleri (1976, 1977), bilinen konulara dil bilimi bakış açısını katan yayın olarak dikkat çekti. D. Aksan’ın Her Yönüyle Dil –  Ana Çizgileriyle Dilbilimi (1977, 1980, 1982) bu alana ait çalışmaları taçlandırdı. Bu dönemin tercümeye dayalı önemli eseri, B.Vardar yönetimindeki Başlıca Dilbilim Terimleri (1978) oldu. 

Başlangıçtan sonraki 1980’li on yıl, özellikle Berke Vardar önderliğinde terimsözlükleri, tercümeler, makale/konuşma kitapları ve dergiler marifetiyle çok hareketli geçen bir dönemdir. O yıllar, tercümeye dayalı alıntılar yanı sıra yeni terimler ve kullanılan dilinfarklılığı sebebiyle gramercilerle Batı dili uzmanı kökenli dil bilimciler arasına mesafenin de girdiği dönemdir.

Sonraki on yılda fiil çekimlerinde klasiğin ve geleneğin dışına çıkan araştırmalar, mevcut dil bilgisi kitaplarına rağmen değişik bakış açıları, yeni irdelemeler ve yeni terim önerileri ortaya çıktı. Bu dönemde gramerciler tarafından gündeme getirilen iki kategori dikkat çekti. Emir  ve istek çekimleri, Ahmet B. Ercilasun’un bildirisi ve makalesiyle doğru  biçimlerine ulaştı (1993, 1994), ancak, kitaplara yansımadı. Dilek-şart çekimindeki  –sa ekinin kökeni ve ne zaman kip eki ne zaman zarf-fiil eki olduğu konusu on yıl boyunca bilim insanlarınca yazılıp çizildi, ancak, dilek kipi ve şart zarf fiili hâlâ ayrılamadı. Bu yıllarda ayrıca fiil çekimindeki zaman-kip-görünüş gibi temel kavram ve kategoriler, zaman veya anlam kaymaları, eklerinin işlevleri ve birleşik yapılar üzerinde yeni öneriler getiren çalışmalar yayımlandı, bildiriler sunuldu.

2000’li yıllarda fiillerin birleşik çekimlerindeki zaman ve kip isimlerinde değişik adlandırmalar ve öneriler dikkat çekmeye başladı. Dil bilgisi kitaplarındaki şimdiki zamanın hikâyesi, gelecek zamanın hikâyesi, geniş zamanın şartı, geniş zaman kipi vb. terimleri gerçekçi veya yeterli görmeyen uzmanların önerdikleri pek çok yeni terimden bazıları şunlar: Duyulan-sürerli geçmiş zaman, ihtimalî geçmiş zaman, , tahmin bildiren şimdiki zaman, genel hüküm bildiren geniş zaman, âdet ifadeli geçmiş zaman, niyet ifadeli gelecek zaman, şimdiki zaman ifadeli geniş zaman, sürekli geçmiş zaman I; geçmiş zamanda gerçekleşmemiş niyet kipi, katılımlı istek kipi,olmayası planlı geçmiş
 zaman kipi, belirli geçmişte devam eden hareket kipi, belirli geçmişte sürekli yapılan hareket kipi, geçmiş zamanda gerçekleşmemiş niyet kipi, geçmiş zamanın terk edilmiş alışkanlık kipi, gönüllülük kipi…

Bu bildiride, fiil çekimleri alanında klasik gramercilerle dil bilimi uzmanlarının bakışaçılarını birleştirmek üzere konumuzu şekil-görev-işlev-anlam bütünlüğü çerçevesinde elealacağız. Her ne kadar iç içe kavramlar olsa da konuyu cümledeki konumuna göre zaman,  görünüş, kip  başlıkları altında gözden geçirdikten sonra gelenekçi ve yenilikçi yaklaşımlarınfiil çekimlerinde nasıl “birleştirilebileceği” dikkatlerinize sunulacaktır.
 
1. Zaman
Kısa tanımıyla bir hareketin, işin veya oluşun gerçekleştiği veya gerçekleşeceği süreye fiil zamanı denilmektedir. Konunun uzmanları, dillerin ortak özelliklerden yola çıkarak zamanla ilgili birtakım sınıflandırmalara gitmektedirler. En yaygın sınıflandırma; Arapçada,Eski Yunan’da ve Batı dillerinde  geçmiş, şimdiki, gelecek 
olmak üzere üç ana zaman olduğu şeklindedir. Öte yandan alt başlıklara ve ayrıntıya inildikçe her dilde kendine özgü farklılıkların görüleceği de bir gerçektir. Bu gerçek birkaç dil üzerinden şöyle örneklendirilebilir: İngilizcede üç ana zaman (present, past, futuretemelinde on iki fiil çekimi var. Almancada altı çekim (3+1+2); Arapçada mazi, hâl, istikbal ana zamanlarından sadece hâl  (muzari) kategorisi içinde sekiz adet fiil çekimi var.Fiil zamanlarının belli bir düzen içinde işlediği gerçeğinden hareket eden kimi dil bilimciler, değişik bakış açılarıyla, kuram boyutunda birtakım tasnif çalışmaları ortaya koymuşlardır. Bunlardan birkaçı şöyle özetlenebilir: O. Jespersen, üç ana fiil zamanının her birini yediye bölmüş ve yirmi bir fiil zamanına ulaşmıştır. H. Reichenbach; konuşma, olay, gönderme noktaları temelinde (3x3) dokuz ana fiil zamanı olduğunu söylemiştir. Bu sınıflama,fiil zamanı ile  görünüşün (aspekt) birlikte verilmesi sebebiyle eleştirilmiştir. Görünüş konusuna ağırlık vermesiyle de tanınan B. Comrie, mutlak
(şimdiki, geçmiş, gelecek) ve  göreli (Türkçedeki birleşik çekimler) olmak üzere iki ana zamandan söz etmiştir (Benzer 2012: 14-23).

Türkçede ise dört ana zaman var: Geniş (-ar, - r) ,  geçmiş (-dı, -mış) , şimdiki (-ıyor, -makta),  gelecek zaman  (-acak; dilek-şart, istek, gereklilik, emir ).

Dil bilgisi yayınlarında yaygın biçimde dilek kipleri, bizce daha uygun adlandırmayla isteme kipleri başlığı altında gösterilen gereklilik, dilek, istek, emir çekimlerinde zaman ifadesinin bulunup bulunmadığı konusu alanın uzmanlarını ikiye ayırmaktadır. T. Banguoğlu (1974: §376), T.N. Gencan (1979: 295), H. Zülfikar (1969: 125), M. Hengirmen
(1997: 218), Fatma Türkyılmaz (1999: 10), N. E. Uzun (1998: 108), F.S. Barutçu - Özönder (1999:62), E. Yaman (1999: 25), Ahmet Benzer (2012: 108-109) gibi uzmanlar isteme kiplerinde gelecek zaman ifadesinin bulunduğunu savunanlar tarafındadır. Öte yandan M. Ergin (1958: §181), K. Bilgegil (1964: 269), H. Ediskun (1963: 192), Hatice Şahin (1994: 385), Armin Bassarak (1997: 32), Mazhar Kükey (1972: 72, 97) gibi uzmanlar ise isteme kiplerinde zamanın olmadığını söylemektedirler. Z. Korkmaz, isteme kiplerinin açık ve belirli bir zaman kavramı taşımamalarına rağmen dolaylı da olsa belirsiz bir gelecek veya şimdiki zaman içerdiklerini yazmaktadır (2007: 647)

İbrahim Ahmet Aydemir, Türkçede Zaman ve Görünüş Sistemi (2010) adlı kitabında isabetli şekilde zarf-fiil, sıfat-fiil ve isim-fiil cümlelerindeki zaman ve görünüşe yer vermiştir. Salih Kürşad Dolunay da, zaman kavramına olması gerektiği biçimde geniş bir açıdan bakarak Türkiye Türkçesinde Zaman (2012) adlı kitabında sıfat-fiil, zarf-fiil, ek-fiil, hatta zaman zarflarını da incelemiştir. Öte yandan, her iki eserde de dilek çekimleri için ayrı başlık açılmamıştır.

Bizce, isim cümleleri dâhil yargı bildiren her cümlenin bir zamanı olduğuna göre isteme kipleriyle kurulmuş cümlelerin bir zamanının olması gerekir. Dilek çekimleriyle
sonlanan cümlede fiil; genellikle, konuşma ânından sonraki bir zaman diliminde yani gelecek zamanda gerçekleşecektir. Bu nedenle dilek-şart, istek, gereklilik ve emir
çekimleri gelecek zaman dilimi içinde yer alır.

Dil bilgisi ve dil bilimi çevrelerinde görüş farklılığı olan kavramlardan biri de “birleşik zaman” sorunudur. Yayınların çoğunda geleneğe bağlı kalınarak -ecekti, -iyordu, -irmiş, -meliymiş, -seydi, -diyse… gibi yapılar birleşik zaman başlığı altında verilmektedir.

Birleşik zaman terimi Gramer Terimleri Sözlüğü’nde şöyle tanımlanıyor: Bildirme ve tasarlama kiplerinin bağlı oldukları şekil ve zamanın görülen geçmiş zaman (hikâye), duyulan geçmiş zaman (rivayet) içinde meydana geldiğini veya şarta bağlı olarak ortaya çıktığını ifade etmek için kullanılan ve i- (<er-) ek- fiilinin yardımıyla kurulan zaman: Bilirdi <bil-ir i-di, çalışıyormuş <çalış-ıyor i-miş, bakarsa <bak-ar i-se vb. (Korkmaz 1992: 28).

Birleşik zaman kavramını ve terimini kabul etmeyen uzmanlar var. Bu terime karşı çıkan gramerci ve dil bilimcilerden birkaçını zikretmekle yetinelim: Gürer Gülsevin (2000: 217), Ahmet Benzer (2012: 122), Salih Kürşad Dolunay (2012: 32) bir hareketin iki ayrı zamanda olamayacağını söylemektedirler. Nadir Engin Uzun da “bir olayın iki zamana
birden yerleşemeyeceği” düşüncesiyle birleşik zaman kavramına karşı çıkar ancak yaygın olması sebebiyle bu terimi kullanmayı sürdüreceğini belirtmektedir (1998: 111).

Bir hareketin iki zamanda birden gerçekleşemeyeceği, hele okuyacaktı örneğindeki gibi her eki ayrı ayrı ele alıp hareketin birbirine zıt iki zamanda, gelecek ve geçmiş zamanda işlendiğini söylemenin dil mantığına uymayacağı açıktır. Yalın çekimlerle ek -fiillerin birlikte kullanıldığı bu tür yapılar için birleşik çekim veya fiillerin birleşik çekimi demek uygun olacaktır.

Türkiye Türkçesindeki zaman ve kip çekimlerinin yeniden ele alınması ve özellikle  birleşik çekimlere yeni isimlerin verilmesi akademik çevrelerde uzun zamandır konuşulmasına rağmen görüşlerin yazıya dökülmesi aynı rahatlıkla olmamıştır.