Yazdır
Üst Kategori: Dil Bilgisi
Kategori: Dil ve Anlatım
Gösterim: 907
░   Dil felsefesini; dil üzerine felsefi soruların tartışıldığı bir alan olarak tanımlayabiliriz. Dil felsefesi en geniş anlamda tüm diller arasında ortak olanı araştırır.
     Kısaca dil felsefesi dilin yapısı / terim ve cümlelerin anlamları /dilin dünya ve insan düşüncesi ile ilişkisi / dil kullanımı ve iletişim/ üzerine felsefi soruların tartışıldığı bir alandır
◾Kant’a göre özne/yüklem biçimi insan düşüncesinin temelini oluşturur.
◾John Locke, sözcüklerin anlamı ile düşünme ve iletişim kurma arasındaki ilişkiyle ilgili kimilerine göre felsefe tarihinde ilk dil kuramını geliştiren filozof olmuştur.
◾John Stuart Mill, günümüz dil felsefesinde temel bir konumu olan “gönderme” ile “anlam” arasındaki ayrımın ilk tohumlarını atmıştır.
◾Ferdinand Saussure’nin dil üzerine yapmış olduğu çalışmalar hem hem dil bilimde çok etkili olmuş hem de göstergebilimin (semiyotik)ve yapısalcılığın (structuralism) gelişimine öncülük etmiştir.
◾Ancak günümüzde “dil felsefesi” olarak anılan alanın gelişimi ancak yirminci yüzyılın başında özellikle Gottlob Frege ve Bertrand Russell’ın çalışmalarıyla başlar.
     Günümüzde epistemoloji, ontoloji, zihin felsefesi, mantık felsefesi ve bilim felsefesi gibi temel alanlarda dil felsefesi geleneğinde gelişmiş olan görüşler ve bu geleneğin yarattığı felsefe dili ağırlığını korumaya devam etmektedir.
     Analitik felsefe geleneği içinde dil felsefesi 70’li ve 80’li yıllarda üzerine en çok eser verilen alanların başlarında geliyordu.
     Kıta felsefesi geleneği içinde de adına genelde “dil felsefesi” denmese bile dile yönelik felsefi soruların tartışıldığı özellikle, semiyotik, yapısalcılık, yapısöküm gibi kuramsal çalışmalar hala ağırlığını hissettirmektedir.

DiL FELSEFESiNiN TEMEL KAVRAMLARI

1.Terim

2.Özne ve yüklem

3. Anlam

4. Kavram

5. Gönderme

6. İçlem ve kaplam

7. Bağlam

8. Doğruluk değeri.

1.Terim
◾cümle:sözcük ve sözcüklerin bir araya gelmesinden oluşur.

Örnek: Önümdeki masa ahşaptan yapılmış cümlesi de dört ayrı sözcükten oluşur.

     Çoğu felsefeciye göre bu cümle iki parçadan oluşur:

1. Önümdeki masa cümlenin öznesi iken,
2.2. Ahşaptan yapılmış cümlenin yüklemidir.
◾Terim: Hem cümleleri hem de cümlelerin mantıksal parçalarını kapsayan dilsel yapılardı.
◾Tekil terim: Tek bir nesneye gönderme yapma işlevi olan terimlere denir

     Diğer yandan tüm yüklemler ve tüm cümleler de terim kategorisine girer. Kısaca terim, bir ya da birkaç sözcükten oluşan, tam bir cümle ya da bir cümlenin mantıksal bir parçası olan dilsel bir yapıdır.

2.Özne ve Yüklem
◾Kant’ın etkisiyle felsefi terminolojiye yerleşmiş olan özne/yüklem ayrımı,özellikle sentaks alanında çok temel bir rol oynar.Almanca’da “Praedikat” olarak dile getirdiği ve “yüklem” olarak çevirdiğimiz terim, bazen bir cümlenin sentaktik bir parçasını dile getirirken bazı durumlarda da bir nesneye yüklenen niteliği ya da özelliği kast eder.
◾Gottlob Frege Bu çift anlamlılığı ortadan kaldırmak için yüklemi bir cümlenin sentaktik bir parçası olan bir terim olarak kabul eder.

     Yüklem: en yaygın olarak tanımı şöyledir: “bir cümleden özne konumundaki terimi çıkardığımızda cümlenin geriye kalan bölümü o cümlenin yüklemidir.” Basit özne/yüklem formundaki cümlelerde yüklemin işlevi öznenin gönderme yaptığı nesneye bir özellik ya da nitelik yüklemektir. 
     Bu gömlek yeşildir cümlesindeki “x yeşildir” türü yüklemlere tek boşluklu yüklemler” deniyor. Bunun nedeni yüklemin tek bir özneye uygulanıyor olmasıdır.
     Ahmet Ayşe’den uzundur cümlesinin yüklemi bir nesneye nitelik yüklemek yerine iki nesne arasında bir ilişki kurar.Bu cümlenin içindeki özel adları çıkardığımızda geriye kalan “x y’den uzundur” şeklinde ifade edebileceğimiz terim bu cümlenin yüklemi işlevini görüyor .Bu tür yüklemlere de “çift boşluklu yüklemler” diyoruz.
     Niceleyiciler de yüklem olarak kabul edilir. Ancak nesneye değil bir kavrama, bir özelliğe, ya da bir niteliğe yüklenirler.
     Örneğin “ejderha yoktur” cümlesinde yer alan“yoktur” yüklemi bir hayvana değil bir kavrama (ejderha kavramına) yükleme yapıp bu kavramın boş olduğunu, yani hiçbir nesneye doğru olarak yüklemlenemeyeceğini ifade eder. Bu tür yüklemlere de “ikinci dereceden yüklem” denir.
     Özne özne de bir dile ait ve harf veya karakterlerden oluşan sentaktik bir unsurdur. Buna bazıları “sentaktik özne”der
     Örneğin “Ahmet çok çalışıyor” cümlesinin öznesi Ahmet’in kendisi değil “Ahmet” adıdır.
     Diğer yandan bir cümlenin hakkında olduğu şeye de (bu durumda Ahmet’in kendisine) genelde “mantıksal özne” ve Frege geleneğindeyse “nesne”adını veriyoruz.
     Dil felsefesinin temel sorunlarından biri de özne ile yüklemi cümle içerisinde bir arada tutan şeyin ne olduğu konusudur.
     Frege’ye göre yüklem: Boşluklu (doymamış) bir terim iken, Özne boşluksuz (doymuş) bir terimdir.

3.Anlam

     Dil felsefesinin en temel kavramlarından biri de anlam kavramıdır. Anlam:bir sözcüğü kavradığımızda kavranan şeye anlam denir. Tek bir sözcükten yada sözcüklerden oluşan terimlerde bir anlam ifade ederler. Cümlelerin anlamlarına günümüz felsefesinde “önerme” deniyor.
     Cümlelerin anlamı olan önermeler dil felsefecileri açısından büyük önem taşır.bunun en önemli nedeni önermelerin aynı zamanda düşünmemizin en temel unsurları olmasıdır.
     Anlam üzerine ikinci olarak şunu söyleyebiliriz: bir düşüncenin içeriği o düşünceyi dile getiren bir cümlenin anlamı olan önermedir.

4.Kavram

Kavram :bilimde ve felsefede olduğu kadar, gündelik dilde de sıklıkla kullandığımız bir kavramdır.
◾Kant’ın felsefesinde kavram ile nesne arasında yaptığı ayrım çok önemli bir yer tutar. Kant’ın etkisiyle günümüzde de baskın olan bir görüşe göre kavram bizim nesneleri düşünmemizi sağlayan ve hep “En yaygın olarak kullanılan genel” olan yapılardır. Kavram birçok nesnede örneklenebilecek türde genel bir şeydir.

Kavramın basitçe tanımı;bir dilin parçası olan bir sözcüğü,yada sözcüklerinbir araya gelmesiyle oluşan cümle gibi bir terimi kavradığınızda o kavranan “şey”bir anlamdır.yani
◾halde bu görüşe göre şu sonuca varabiliriz: kavram aslında bir tür anlamdır.

“Masa”, “insan”,“gezegen”, “güneşin çevresinde dönen gök cisimleri” gibi tür adlarının anlamlarına kavram diyebiliriz.

Kavramlar hep tümeldir, tikel olamazlar. Kavramların tümel olma nitelikleri sayesinde dünyayı kategorilere ayırma işlevleri vardır

5.Gönderme

Dil felsefesinin üzerine en çok yoğunlaştığı diğer bir temel kavram da gönderme kavramıdır.

ingilizce’deki “reference” teriminin karşılığı olarak dilimizde( yönletim-yöneltim-imleme)

terimleri kullanılmış olsa da, dil bilimciler tarafından kabul gören ve gündelik dilde de sıklıkla kullanılan “gönderme” terimi hem diğer seçeneklere göre daha kolay anlaşılabilir olması, hem de yeni türetmelere açık bir terim olması nedeniyle bazı dil felsefecileri tarafından yeğlenir.

Örneğin “Sokrates konuşmayı çok severdi” cümlesindeki “Sokrates” adı ile Antik çağın büyük filozofu Sokrates arasında bir ilişki olmalıdır.
◾İşte bu ilişkiye dil felsefesinde“gönderme” “Sokrates” adı Sokrates’e gönderme yapıyor.
◾Adın gönderme yaptığı nesneye de (bu durumda Sokrates) o adın göndergesi
◾Eğer iki terim aynı nesneye gönderme yapıyorlar ise bu terimlere “eşgöndergeli”terimler diyeceğiz.

Örneğin:

en küçük asal sayı” terimi ve en küçük pozitif çift sayı” terimide 2 sayısına (yani aynı nesneye) gönderme yapar.

Dil dünya ilişkisi konusun da geleneksel realist görüşe göre,

Örneğin:

“Atatürk’ün annesi onu sevgiyle büyüttü” cümlesinde “Atatürk’ün annesi” terimi Zübeyde Hanım’a gönderme yapar;

cümlenin özne konumunda kullanılabilen “o”, “bu”, “şu”, “ben”,“sen” gibi zamirler de tekil terimler olarak gönderme yapan dilsel unsurlardı.
◾Diğer yandan cümlenin yüklem konumundaki terimlerin neye ve nasıl gönderme

yaptıkları konusunda dil felsefecileri arasında bir uzlaşım yoktur.

Örneğin

“Çimen yeşildir” cümlesinde kullanılan “yeşildir” yüklemi

kimine göre yeşil kavramına,

kimine göre yeşil nesneler kümesine,

kimine göre yeşillik niteliğine ve

kimine görede yeşillik tümeline gönderme yapar.
◾Diğer bir tartışmalı konu da cümlelerin gönderme yapan dilsel unsurlar olup olmadıkları ve eğer öyleyse neye gönderme yaptıklarıdır.Frege’nin kuramında bir cümle doğruluk değerine gönderme yapar. İki doğruluk değeri olduğunu kabul eden Frege, bunların birer kavram değil nesne olduğunu söyler.

“Doğru” ve “Yanlış” yüklem değil addır.

Örneğin:

Dünya yuvarlaktır cümlesi Doğru’ya,

Dünya düzdür cümlesi de Yanlış’a gönderme yapar.

6.İçlem ve Kaplam

Dil felsefesinde özellikle Rudolf Carnap’ın etkisiyle yerleşmiş olan teknik bir ayrım

da “içlem” (intension) ile “kaplam” (extension) arasındaki ayrımdır.

Bir yüklemin doğru olarak yüklemlenebileceği nesneler kümesine o yüklemin “kaplam”ı

diyoruz.

Örneğin “x çift sayıdır” yüklemindeki x değişkeni ile ifade edilen boşluğa farklı sayı adları koyduğumuzda farklı cümleler elde ederiz. “1 çift sayıdır”, “2 çift sayıdır” vs. şeklinde sonsuz sayıda cümle elde edebiliriz.

Bu cümlelerin bazıları doğru bazıları yanlış bir düşünce dile getirirler. Bu yüklem tüm çift sayılar için doğru sonucu vereceğinden, kaplamı tüm çift sayılar kümesidir.

Benzer bir şekilde “x yeşildir”yükleminin kaplamı da tüm yeşil renkli nesneler kümesidir.

İçlemin tanımı konusunda felseciler arasında bir uzlaşım bulunmaz.bazıları bit terimin içlemini anlamı ile özdeği tutarlar.

7.Bağlam

Çoğu dilbilimci ve dil felsefecisine göre terimler ancak bir bağlamda anlam ifade ederler. Bağlamın en önemli unsurlarının başında zaman ve mekan gelir.

Örneğin “Türkiye’nin Cumhurbaşkanı bir hukukçudur” cümlesinin öznesinin kime gönderme yaptığı zamana göre değişir.

Belirli bir zamanda bu cümle doğru bir önermeyi dile getirirken farklı bir zamanda yanlış bir önermeyi dile getirebilir. Kısaca cümlenin doğru ya da yanlış olması bağlama göre değişir.

Örneğin “Hava yağmurlu” gibi bir cümle de hem zamana hem de mekana bağlı olarak anlam kazanır.Aynı anda dünyanın farklı yerlerinde kullandığımızda bu cümle birinde doğru diğerinde yanlış olabilir.

8.Doğruluk Değeri

Klasik görüşe göre dünyaya dair bir düşüncemizi dile getirdiğimiz bir cümle, eğer dünyada bir olguya karşılık geliyorsa doğru, gelmiyorsa yanlıştır.

Örneğin “Önümdeki masa ahşaptır” dediğimde doğru bir şey söylemiş oluyorum.

Neden? Çünkü önümdeki masanın ahşap olması gerçek bir durum.

Bunlara bir çok felsefeci“olgu” der.

İşte en yaygın doğruluk kuramına göre bir cümlenin doğru olması için karşılık geldiği bir olgu olmalıdır.

Klasik modern mantıkta yalnızca iki doğruluk değeri vardır: doğru ve yanlış.

Kökeni Aristoteles’e kadar uzanan bu görüşe göre bir cümle ya doğru ya da yanlıştır.

Ancak çağdaş modern mantıkta üç veya daha fazla değerli mantık dizgeleride ortaya çıkmıştır.

SENTAKS, SEMANTiK VE PRAGMATiK AYRIMI

Dil felsefesi üç ayrı alandan oluşur:semantik sentaks ve pragmatik.
◾Sentaks (cümlelerin yapısını araştırı)
◾Semantik dil felsefesinin en temel alt alanı (cümlelerin anlamlarını araştırır.)
◾Pragmatik (dil kullanımıyla ilgili felsefi sorunları tartışır.)

Sentaks

Dil elsefesinin temel bir alanı olan sentaks
◾Bir cümleyi oluşturan terimlerin mantıksal çözümlemesi nedir?
◾Terimlerin bir araya gelerek bir cümle oluşturmasınıne sağlar?
◾Tüm dillerin yapıları temelde aynı mıdır? türünde soruları tartışır.

Sentaksın felsefede bir alan olarak gelişimi ağırlıklı olarak Frege ve Russell ile başlayıp Wittgenstein ve Carnap ile devam etmiş, daha sonraları özellikle Chomsky ile dilbilimin en temel çalışma alanlarından biri haline gelmiştir.

Sentaksın ve modern mantığın kurucusu olarak anılan Frege, basit cümleleri özne ve yüklem olarak iki mantıksal kategoriye ayırır.

Özne konumundaki terim bir nesneye gönderme yaparken

Yüklemde bir kavrama gönderme yapar.

Öznenin ve yüklemin cümle içinde sentaktik işlevleri arasında önemli bir fark bulunur: mantıksal öznenin yalnızca tek bir nesneye gönderme yapma işlevi varken, yüklem birbirinden farklı öznelere yüklenebilir.

Örneğin

“Sokrates konuşkandır” cümlesinde,mantıksal özne konumundaki “Sokrates” adı tek bir nesneye gönderme yapar, ancak “_____konuşkandır” yükleminin boşluğunu farklı öznelerle doldurarak yepyeni cümleler üretebiliriz.

Bunun yanı sıra bir nesneye betimleme yoluyla da gönderme yapılabilir.

Örneğin:

Aristoteles’in annesi

Türkiye’nin ilk kadın bakanı

Ayın görünmeyen yüzü“

En küçük asal sayı gibi betimlemeleri bir cümlede özne konumunda kullanabiliyoruz.

Semantik

Semantik dil felsefesinin en temel alanı.
◾Anlam nedir? (semantiğin temel sorusu)
◾Sözcükler nasıl anlam kazanır?
◾Sözcüklerin bir araya gelerekoluşturdukları tamlama, cümle ve yüklem gibi karmaşık terimler nasıl anlam oluşturur?
◾Bir terimin anlamı ile dünya arasındaki ilişki nedir? Gibi soruların tartışıldığı alandır.

Yirminci yüzyılda özellikle Gottlob Frege’nin yolunu açtığı ve felsefe tarihine dile dönüş olarak geçen dönemden önce kapsamlı bir anlam kuramına rastlayamayız.Formların zhinden bağımsız varlıklar olduğunu iddia eden Platon, Frege’nin nesnel (objektif) anlam kuramının zeminini oluşturur. Aristoteles’in Platon’a karşı çıkarak oluşturduğu Tümeller Kuramı ve bunun bir uzantısı olan ve özellikle Ortaçağ felsefesinde ağırlığını hissettiren Nominalizm öğretisi de anlam üzerine bazı düşünceleri içinde barındırır.

Semantiğin diğer bir temel konusu bir cümlenin anlamı ile o cümleyi oluşturan terimlerin anlamları arasındaki ilişkidir.

Örneğin “Sokrates akıllıdır” cümlesinin Türkçedeki anlamı, “Sokrates” adı ile “akıllıdır” yükleminin anlamlarının bileşkesinden oluşur.

Çoğu dil felsefecisine göre cümle, bir dilin sentaktik yapısı içinde yer alan karakterlerden (harf, sembol vs. ) oluşan terimlerin belirli sentaktik kurallara göre bir araya gelmesiyle oluşur

Dolayısıyla cümle sentaktik bir varlık iken, o cümlenin anlamı semantik bir varlıktır.Bundan dolayı çağdaş dil felsefecilerinin birçoğu cümleyi, o cümlenin anlamından ayırır.

Semantiğin en temel konularından biri de dil dünya ilişkisidir. Bu ilişkiyi genelde dil felsefecileri gönderme kavramı ile dile getirirler.

Gerçekçi (realist) anlayışa göre özel ad, zamir, ad tamlaması gibi cümlenin özne konumunda yer alan bir tekil terim tek bir nesneye gönderme yapar.

Diğer yandan “semantik holizm” adlı öğretinin bazı yorumlarına göre terimlerin göndergeleri ancak bir dilsel çerçeve ya da bir bağlam içinde ortaya çıkar.
◾Frege’ye göre bir cümlenin göndergesi iki nesneden biri olmalıdır:Doğru ve Yanlış.
◾Russell’ın savunduğu bir görüşe göre cümlelerin dünyada karşılık geldiği şeyler “olgu”lardır.

Bazı felsefeciler cümlelerin olgulara değil, “olanaklı durumlara” gönderme yaptığını savunurlar.

Örneğin

Sokrates bir filozoftu cümlesi geçmiş bir olguya gönderme yaparken,

Sokrates bir atletti cümlesi olanaklı bir duruma gönderme yapar.
◾Wittgenstein’ın Tractatus’ta savunur gibi göründüğü bu yaklaşım da sorunsuz değildir.Bu durumda olanaklı olmayan bir durumu dile getiren (yani zorunlu olarak yanlış olan) bir cümlenin göndergesinin ne olacağını açıklayamayız

Pragmatik

Pragmatik, cümlelerin kullanımıyla ilgili felsefi sorulara yoğunlaşır.

Bir cümleyi kullanarak düşünce dile getirmenin koşulları nelerdir?
◾cümlenin anlamı ile, o cümleyi kullanarak dile getirmek istediğimiz düşünce ve o cümleyi duyan dinleyicinin kavradığı düşünce arasındaki ilişki nedir?

Türünde dil kullanımı, dili kullananın içinde bulunduğu bağlam, kullanıcının niyetleri gibi konuların tartışıldığı bir alan olan pragmatik hem dil felsefesi içinde hem de dilbilimde özellikle yirminci yüzyılın ikinci yarısında yeşermiş bir alandır.
◾Grice’ın bir cümlenin ifade ettiği anlam ile, o cümleyi kullanan kişinin dile getirmek istediği anlam arasında yaptığı ayrım pragmatiğin en temel konularından biridir

Örneğin bakkala girip “Ekmek varmı?” diye sorduğumuzda amacımız bakkalda ekmek olup olmadığı konusunda merakımızı gidermek değil, ekmek satın almak istediğimizi dile getirmektir.Bu isteğimiz cümlenin anlamında değil,o bağlamda kurulan iletişime dair bazı pragmatik kurallarda ortaya çıkar.

Semantik gönderme kavramı bir terim ile bir şey arasında soyut bir ilişkiyken,

pragmatik gönderme kavramı bir kişinin bir terimi kullanarak gerçekleştirdiği bir iş, daha doğrusu (Austin’in deyimiyle) bir dil edimidir.

Örneğin, “Sokrates çok konuşurdu” cümlesini dile getirdiğimde, “Sokrates” adını kullanarak Sokrates’e gönderme yapıyorum.Bu durumda ismin semantik göndergesi ile benim bu adı kullanırken gönderme yaptığım şey aynıdır.

DiL FELSEFESiNiN KLASiK PROBLEMLERINDEN ÖRNEKLER

Dil felsefesinin klasik makalesi olarak kabul edilen “Anlam ve Gönderme Üzerine”

adlı çalışmasının en başında Frege özdeşlik yargıların nasıl öğretici olduğu sorsuyla başlar.

Akşam yıldızı sabah yıldızıdır yada 5+7=12 türünden özdeşlik belirten bir cümle sayesinde. bir şey öğreniriz.

Ancak özdeşlik iminin (“=”) iki tarafında yer alan terimlerin aynı şeye gönderme yapmaları gerekir.

Örnek: Akşam yıldızının diğer adı Venüs

Sabah yıldızının da diğer adı Venüs tür

Dolayısıyla akşam yıldızı sabah yıldızıdır dediğimizde her ikiside “Venüse” gönderme yapıyor.

“a=a” (Akşam yıldızı =akşam yıldızıdır) biçimindeki bir cümle öğretici değildir,

“a=b” (Akşam yıldızı=sabah yıldızıdır.) türündeki bir cümle içinde önemli bir bilgiyi barındırabilir
◾Frege’ye göre özdeşlik ilişkisinin doğru olabilmesi için ortada iki değil tek bir nesne olması gerekir. Yani özdeşlik tek bir nesnenin kendisiyle girdiği türde çok özel bir ilişkidir.
◾(Örnekteki o tek nesne Venüs)

Bu durumda özdeşlik ilişkisi nasıl öğretici olur? Fregenin bu soruyu yanıtlama cabası sonucu anlam ile gönderme arasında ayrımı ortaya çıkar.
◾Akşam yıldızı ve sabah yıldızı farklı anlam taşırlar ancak göndergeleri aynı dır.
◾Russell’ın .Dil felsefesinin klasik makalelerinden biri haline gelmiş olan “On Denoting”adlı çalışmasında bir dil kuramını sınamak için üç temel semantik problemden söz eder.

Bunlardan ilki, felsefe tarihinde farklı biçimlerde ve genellikle ontolojik bir sorun olarak ortaya çıkmış olan “gönderimsiz terimler” ile ilgilidir.

Russell’ın örneğin de

“Fransa’nın şimdiki kralı keldir” cümlesinin özne konumundaki

“Fransa’nın şimdiki kralı” teriminin bu dünyada bir karşılığı (yani gönderme yaptığı bir nesne, ya da kısaca göndergesi) yoktur.

Fransa bir krallık olmadığı için ve bir kralı da bulunmadığı için bu terim gönderme yapmaz. Bu durumda cümlenin doğru bir sav öne sürdüğünü söyleyemeyiz.

Russell, bu tür gönderimsiz terimlerin bulunduğu cümlelerin çözümlenmesinde Frege ile özde ayrılır.
◾Frege’ye göre bir cümlenin öznesi gönderimsiz ise o cümle ne doğru olabilir ne de yanlış; ancak söz konusu cümle yine de anlamlı olabilir.
◾Russell’a göre ise her anlamlı cümle ya doğru ya da yanlış olması gerektiğinden, bu tür cümleleri geliştirdiği “Betimlemeler Kuramı” ile farklı bir şekilde çözümler.

Antik dönemden başlayarak felsefe tarihinde çok tartışılmış bir problem de varlık savlarıyla ilgilidir.

Örneğin

“Tanrı yoktur” cümlesinde, özne konumundaki “Tanrı” adı eğer Tanrı’ya gönderme yapıyorsa, peşinen Tanrı’nın varlığını kabul etmiş gibi görünürüz; daha sonra onun yok olduğunu söylediğimizde de çelişkiye düşeriz. Diğer yandan,eğer “Tanrı” adının hiçbir şeye gönderme yapmadığını varsayarsak da savımızın mantıksal bir öznesi olmadığı sonucuna varabiliriz.

Bir şeyin var olmadığını çelişkiye düşmeden nasıl söyleriz o halde? Bu sorun öncelikle ontolojinin temel bir problemi olarak ortaya çıkmış ve sorunun çözümüne yönelik ilginç varlık kuramlarının gelişmesine neden olmuştur.
◾Meinong’un kuramına göre her düşüncenin bir nesnesi olması gerektiğinden, yokluğunu savladığımız nesnelerin de birer “düşünce nesnesi” olduğu sonucu çıkar

Meinong ontolojisini reddeden Russell varlık felsefesinin bu temel problemine dil felsefesi içinde bir çözüm getirir.
◾Russell’a göre varlık cümleleri görünüşte basit özne/yüklem formunda görünmelerine karşın, derin sentaksları çok farklıdır. Bunun nedeni “varlık” yükleminin normal bir yüklem olmamasından kaynaklanır.
◾Frege’nin de Russell’dan bağımsız olarak savunduğu bu görüşe göre “varlık” yüklemi nesnelere değil kavramlara yüklenen ikinci-dereceden bir yüklemdir.

işte bu sav modern mantığın kurulmasında çok önemli bir yer tutan “niceleyici” kavramının doğmasına sağlamıştır.

Frege ve Russsell bu görüşlerinden yola çıkarak bir yandan modern niceleyici mantığın kurulmasına yol açmışlar, diğer yandan sayı gibi matematiksel nesnelerin aslında mantıksal nesnelere indirgenebileceği sonucuna varmışlardır.

“Mantıksalcılık” olarak tarihe geçmiş bu kurama göre tüm matematiksel önermeler mantıksal önermeler türüne indirgenebilir.

DİL FELSEFESİNİN DİĞER FELSEFE ALANLARIYLA İLİŞKİSİ

Dil felsefesi diğer felsefe alanlarının bazıları ile doğrudan bir ilişki içindedir.

Bunlar arasında en önemlileri mantık, zihin felsefesi, epistemoloji ve ontoloji (ya da

daha geniş anlamda metafizik) alanlarıdır.
◾Felsefenin temel sorularının ne sorduklarını anlamak için öncelikle dil felsefesi yapmak gerekir.

Dil felsefesinin diğer alanlarla olan ilişkisi:
◾Mantık ile dil felsefesi arasındaki ilişki öncelikle sentaks alanında kendini gösteriyor.Dil felsefinde sentaks çalışmaları Türkçe ya da Çince gibi özgül dillerin değil tüm dillerin yapısını araştırır. Frege ve Russell’ın günümüz Sembolik Yüklemler Mantığı’nı kurarken bu görüşten yola çıkmışlardı. Kısaca Frege/Russell görüşüne göre mantık alanı aslında dilin sentaksını araştıran bir alandır
◾Zihin felsefesinin Dil felsefesinin çok yakından olduğu bir alan da zihin felsefesidir.Adındanda anlaşılacağı üzere zihin üzerine felsefei sorunlşarın tartışıldığı bir alan olan zihin felsefesişbilinçşdüşünmeşalglamaa gibi zihinsel durumları yada süğreçleri araştırı.Çağdaş zihin felsefesinin üzerine çalıştığı birçok konu ve problem dil felsefesinde geliştirilmiş olan kavramlarla dile getiriliyor.

Örneğin:

Zihin felsefecilerinin birçoğuna göre inanmak ve öğrenmek gibi zihinsel süreçlerin içeriği her durumda“önermeseldir”.
◾Daha önce de belirttiğimiz üzere önerme kavramı dil felsefesinde geliştirilmiş bir kavramdır.

Bu görüşe göre eğer, Ayşe bugün yağmur yağacağına inanıyorsa, inancını dile getirebileceğimiz “bugün yağmur yağacak” cümlesinin anlamı olan önerme Ayşe’nin inancının içeriğini oluşturur
◾Dolayısıyla dil felsefesinin bir konusu olan önermelerin çözümlemesi zihinsel süreçleri anlamak için gerekli hale gelir.

Zihin felsefesinin en temel kavramlarından biri de zihinsel temsil kavramıdır.

Örneğin :

Ali Ayşe’yi seviyorsa, bir şekilde Ayşe’yi kafasında canlandırabiliyor olması gerekir.

işte bu “canlandırma”ya zihin felsefecileri “temsil etme” diyorlar.
◾Epistemoloji alanı da özellikle çağdaş felsefe döneminde dil felsefesinden destek alır.

Bunun bir nedeni epistemoloji alanında çalışan birçok felsefecinin bilmenin “önermesel” olduğu görüşünü benimsemesidir.Bu görüşe göre bilme yüklemi, bir “özne” ile bir “nesne” arasında bir ilişki kurar

Buradaki “özne” “bilen varlık” anlamında kullanılıyor.

“Nesne ” ise bilinen şeye gönderme yapıyor.

Bu görüşe göre bilme yüklemi bir bilen (özne) ile bir bilinen (nesne) arasında bir ilişki oluyor.

Epistemolojinin üzerine çalıştığı diğer bir temel kavram da doğru kavramıdır. Bunun en önemli nedeni bir öznenin bir önermeyi bilebilmesi için o önermenin doğruolması gerektiğine dair yaygın görüştür. Bu da dil felsefesi ile epistemolojiyi birleştiren çok önemli bir başka etken olarak karşımıza çıkıyor.
◾Ontolojinin en merkezi konumunda olan varlık kavramının çözümlenmesi işi öncelikle dil felsefesinin bir konusudur

Örneğin:

Daha önce kısaca tartıştığımız varlık yargılarına dair dil felsefesinde ortaya çıkmış olan birçok kuram günümüz ontologları tarafından kullanılmaya devam ediyor.