İnsafa geldi kelimeler. Doğum sancısı çeken bir ananın sabrı gibi ilham saatinin olgunlaşmasını bekledi sabır tüttüren dudaklar. O dudaklar ki öpülmek istedi, dua ile yudumlanıp şekerimsi kıvama hasretti. Gönülde tarifi imkânsız saatlere uçuştu aşk ipliği. Boşa koysan dolmaz ve doluya koysan almaz hani bazı şeyler. Manevî değerlerim de çoğaldı da çoğaldı yâren günü. Bir özlem kızıllığına büründü alev kırmızı düşler. Şiir saatini düşlemekten ötürü düşeyazdı kalem ile defter. Mevsim yaz, gece kısa, kelimeler yorgundu aslında. Elif harfiyle vav harfi kucaklaştı. “Vav” gibi kıvrılarak secdeye kapanan eller “elif” misali dimdik oluverdi manevî inanç yolunda. Yegâne bir dilekte pıhtılaştı gül kokulu saatler. “Vav” iken “elif” olmak; ham oluştan olgunlaşmaya geçiş gibi, tomurcuktan güle bürünmekti bir nevi. Ruhumu edebiyata nikâhladım, kelimelerle sözlendim aslında. Elifsi bakışlardaki elif gibi dik duruş, elifçe düşlere yelken oldu. Halatı kopan sandalın kaptanı olmak istedi masal deryam. Müsterih oldu tüm yaşantılar. Karnımda doğmaya hazırlanan masalım, kalbimde saf duygularım, gözbebeklerimde biriken sevda okuyla hüsn-ü niyetime gebe kaldı yaşanmışlıklarım.

     Dizlerimin dermanı tükenmeden, el sallayıp veda etmeden, nefes alışıma son vermeden evvel anlatmak istedim çocukluğumu. Ömür yeter de nefes yeter mi bilmem gayrı. Öbür dünya düşer aklıma, usumda saklambaç oynar zihnimdeki köşe kapmaca oynayan hayallerim. Ömür dediğin nedir ki? “Üç günlük dünya” der geçeriz şu fani dünyaya lâkin tek günde birikir ne varsa. Dün geçti gitti, yarın meçhuldür. Geriye tek bir gün kalır ki o da: “bugün”dür. Kıymetini bilmeli yaşanan her bir an’ın. Doğmadan öldürmemeli yaşanmışlıkları, günü aydın kılmalı “günaydın” içtenliğiyle. Dudaklar sevinçle cıvıldamalı dua zikreden görselliğiyle.

    An olacak bitecek sayılı günler de. İnsafa gelecek özlenen ne varsa. Aşka tutunuşun gamzesinde çoğalacak hatıralar, mühürlü güllerin şifresi çözülecek vakti gelince. Hayallerimiz umutlarımızı terk etmeden sevgi seli oluşturacak hasret düğümü, düğümlenen kelimeler çorap söküğü gibi sökülmek isteyecek. Gayri tamama erecek sıla perdesi. Yüreğimizi delik deşik eden çengelli iğneler birikir kimi zaman. Hudutları belirsiz bir yorgunluk tüner içimize, susma saatinden konuşma saatine konuk olur her ne varsa. Palamar gönlün iskelesinden bir fırtına kopar da hırçın bir denizin fırtınasında yüzer harfler. Hicran elbisesi giyen satırlar, kalbimizde güve yeniği misali gezinir delik deşik etmek istercesine. Karınca ısırığını andıran şehitlik acısı, şahadete yol olur cennet kokulu edebî dizelerle. Ecel kuşumuz kanat çırpıp iner yeryüzüne, kan grubu uyuşmayan sevdalılara müspet fikirlerle uzanıp pozitif kan grubu üretir. Hayat bir tiyatro sahnesi ve her birimiz de birer oyuncuyuz, yaşamın capcanlı oyuncaklarıyız. An’lar gider anı’lar kalır. Anıların kıymetini bilmek gerek ansızın. Anıların kıymeti, hatıraların eşsizliği, çocukluğun biricikliği taht kurar yürekte. Diri diri toprağa gömülen fitne tohumları, gül dalına asılan anılar, yağmur vakti el açar yaratana.

 15 Aralık 2018 - Cumartesi