Her hâliyle her anın fotoğrafıyla acelecidir dünya insanı. Doğumla başladığımız masala vakti gelince ölümle son veririz. Bir avuç toprak, bir sürü gıybet, pahalı eşyalar yahut sudan sebepler yüzünden paylaşamayız dünya malını da. Kalbini açıp da derinlerden bir şükür sesi duyuyorsan senden mutlusu yok. Dünyanın bir oyun olduğunu, alev gibi sonlanıp bu oyunun bir gün sona ereceğini, renkli kalemlerle canlandırdığımız bir resmin düşleri gibi dünyanın da veda merkezi olduğunu anımsarsak bu oyunun oyuncularını daha iyi analiz ederiz.

     Her sabah yoğun bir tempoyla güne başlar dünya insanı. Tabii bu tempo, insanına göre değişir. Kırsal kesimin insanı gün doğmadan selâmlar güneşi ve erken çıkar yoluna. Güneşin titrekliği, kuşların neşesi sabah vakti bir başka şekillenir onda. Metropol kesimin insanı ise güne çok erken başlayıp işinin aşığı havasında uyansa da fark etmemiştir bile güneşin gülümseyişini. Tadamamıştır havanın o sabahki atmosferini. Güne erken başlayan iki ayrı dünya insanı gibidir kırsal ve kentsel kesimin dünyalısı.

     Bir de ortadaki grubun dünya insanı var. Bu kesimdekiler ise halen uykudadır vakit gün ortasını geçse de. Güneş çoktan gülümseyip gitmiş ve hava tatlılaşmıştır ama onlar güzellik uykusunun tesirinden ve tembelliğinden kıpırdayamaz durumdadırlar. Herkesin, her kesimin tabiata bakış açısı ve görüş yelpazesi türlü türlüdür. Bir başkadır dünya insanı dünyalık ömründe ve bir başkadır dünya insanı dünyanın tekdüzeliğinde. Çok acelesi varmış gibi kısa zamanına her işini sıkıştıran, yarınlara devasa bir köprü yapacakmış gibi nefsini parayla imtihana sokan, rakibi gördüğü insanları geçebilmek uğruna zor bir yarışa kendini şartlandıran İNSAN’cık betimlemelerine şahit olanımız da çoktur. İnsan, insanın kurdudur ya hani; kurt misali hırsları uğruna kemirir durur dünyalık hevesleri o emanet vücudunu. Bu tenin, bedenin, ruhun da bize yaratanın bir emaneti olduğunu unutmadan yaşayıp da kendine sahip çıkıp tüm benliğini sevgiyle okşayıp sahiplendiğinde ne güzel bir huzur alırsın.

     Keşke’lerin az olup şükür’lerin çoğaldığı bir dünya yaşamı kurup ahiret hayatının o güzel bahçesini cennet köşküne çevirmek için çabalasak ne güzel olurdu, değil mi? Değer mi bunca kavga, terör ve insanı hafife almalar? Değer mi güneşi küstürüp de sabahı selâmlamadan güne başlamalar? Değer mi ırk, din, mezhep uğruna kardeşlik kavgasına düşman tohumlarını ekmeler? Değer mi, değer mi… ? Kelimeler dolusu sayılacak menfi örnek var dünyalık yaşama dair. Haydi ruhumuzu uyandıralım! Masumiyetle noktalayınca dünyalık hedefleri, bir başka güzelleşir dünya insanı. Acele etmek yerine yaşamı yudumlayarak tatmak, yüzlerde neşe bırakır bizlere. İşte o an geldiğinde çok mesuttur, bir başkadır dünya insanı.