Bir yanında kara, bir yanında deniz… Karasal iklimden kopup da kollarını ormanın yeşilliğine uzatan bir peridir Karadeniz. Mizahıyla, kendine has şivesiyle, sıcakkanlı insanı ve iklimiyle bir başkadır Karadeniz. Bir yanım kara, öte yanım deniz. ‘Kara’ ile ‘Deniz’ sevdalandı, yüreklere doğdu KARADENİZ. Denizin mavimsi kokusunu denizyıldızlarının berraklığıyla coşturup da gönüllerde pırlantadan saz olur bu deniz. Fındığın taze, bilye gibi avuçlarda gezinen zevkini çocukça aşılar Giresun. Çay toplamanın verdiği haz, elleri nasırlı teyzelerle gülümser Rize’den.

     Ordu’nun türküsü, Artvin’in halk oyunu, Samsun’un Atatürk’ü selâmlayışı her dilden uçarak konar gelir Gümüşhane’ye. Bir avuç kömür uğruna binlerce canın maden ocağındaki göçük altında can verdiği o karanlık dehlizden buram buram emek kokar Zonguldak. Ve daha birçok ilini ilçesiyle kucaklayıp köyüne, yaylasına kadar yol verir Karadeniz.

     Bir başkadır Karadeniz… Yayla insanının derin sohbeti, azıcık aşıyla tebessüm eden şükürlü kalbi ruha dokunur. Çayın tadını bulmak isteyene Rize: ‘Gel!’ diye çığlık atar derinlerden. Çay ve simit… Ne müthiş bir ikilidir. Karadeniz’in çayı ve yöreye has mısır unundan yapılan susamlı çıtır simitlerini bu ikiliyle denemeli bir de. O kültürü orada, o verimli topraklarda yudumlamalı insan. Bir bardak çaydan kimse zarar etmemiş ki, kime zararı dokunmuş güzel insan. Hani bir söz vardı:

     Sonra tutmuş ‘çay içme!’ diyor.

     Allah Allah…

     Çaydan da zarar geldiği görülmüş mü?

                        Sabahattin Ali 

     Çay ve fındık… Kavrulmuş fındığın yanında sıcacık taze çayla bütünleşen o mükemmel tadı seninle tattık güzel şehir. Laz dilinin, yöresel şivenin ve Temel fıkralarının heyecanını seninle yaşadık. Seninle başladı gülmeye insan ve seninle yeşili kucakladık her an. Bir başkadır Karadeniz… Şair demiş ya hani:

     Otursak bir akşamüzeri,

     Sen bana hiç bilmediğim bir hikâye anlatsan,

     Bildiğim bir hikâye de anlatsan ben bilmezden gelirim,

     Söz! ...

                              Edip Cansever 

     Bilinenden bilinmeyene doğru giden pusulada, yaşanmış en güzel anılar / hikâyeler seninle çoğaldı. Kitap aralarında kurutulup itinayla saklanan bir gül idin belki de. Taşınla, toprağınla, yemyeşil yaylalarınla apayrısın Karadeniz! Yeşillik koktu eller, sevgiye büründü gözler. Bulutun denize türküsü, yüksek dağlardan yayılıp da dalgalandı şiirlerde. Ataol Behramoğlu ne güzel ifade etmiş: ‘Kaldırın bugün ne kadar engel varsa güneşle aranızda, elinizin değdiği her şey gökyüzü koksun.’

     Gökyüzü koksun dokunduğun her el, hüznü savursun denizin dibindeki minik taşlar. Her halinle özelsin Karadeniz. Ormanın derinlerinden gelen tiz ötüşünle, Laz çocuklarının ufak kavgasıyla, yöre amcalarının tatlı sert duruşuyla, elinde silahı düşmana meydan okuyuşunla, leziz yayla sofralarınla, yükseklerden el sallayan insanınla sımsıcak ve muhabbet kokulusun Karadeniz.

     Bir başkadır Karadeniz… Dilimde hafif bir Karadeniz türküsü… Elimde kemanım ve tulumum ile sana geldim Karadeniz. Mis kokulu atmosferini yüreğimin en derinlerine çekip bir ‘Oh’ dedim duy diye. Masalların masalını senin şiirinle komşu yaptım. Haydi tut elimden ve masalına kat beni. Yeşilliğinde kaybolup muhabbeti umut dolu bir yolcun olayım. Tüm güzelliğinle bir başkasın Karadeniz!