Yazdır
Kategori: Denemeler
Gösterim: 7696

 

    Güzel vatanımız Türkiye Cumhuriyeti Devletinin 29 Ekim 1923’te kurulduğu günden bu yana kıvançla kutladığımız ve onur duyduğumuz bir gündür ekim ayının son günlerine denk gelip edalı bir şekilde kendini son güne saklayan bu özel günümüz. Cumhuriyetimizin kurucusu ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün izinde ve liderliğinde halkımızın da millî gücü birleşerek kuruldu bu güzel vatan. Her ne kadar Türkiye devletinin kurucusu Atatürk’ü o yıllarda göremeyen bir nesil olsam da yaptıklarından, okuduklarımdan, okullarımızda anlatılan bilgilerden vesileyle onu anlamaya ve hep saygı duymaya çalıştım.

     Emperyalist düşünürler ve birtakım misyoner gruplar kendi söz meclislerinde ve köşe yazılarında atamızı kadın düşkünü, dinsiz, yobaz, alkol bağımlısı bir karakter olarak anlatırlar. Yahut sizi Atatürk’ten soğutan, aşırı sağ ya da sol siyasî görüşlü olup şahsi fikirlerini öğrencilerine empoze etmeye çalışan, ülkesini ve bayrağını çok da sahiplenip benimsemeden kulaktan dolma bilgilerle eğitim veren tarih öğretmenleriniz de olmuştur. Lise müfredatındaki tarih dersi başlı başına önemli bir derstir. Genel Türk Tarihi, Osmanlı Tarihi, Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi dersleri aslında geçmişimizi geleceğe taşıyan baba derslerdir. Üniversitelerde örgün, açıköğretim ve uzaktan eğitim bölümlerinde bile ‘Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi’ zorunlu ders olarak her yıl birinci sınıflara verilmektedir. Bunun yanında Türk Dili, İngilizce ve bilgisayar dersleri de üniversiteye girişte öğrenciye verilmesi gereken zorunlu derslerin devamında gelir. Avrupa Tarihi, İktisat Tarihi, Dinler Tarihi ve daha farklı başlıklar altındaki seçmeli tarih dersleri de verilir. Ders kitaplarında bile bu kadar revaçta olan derslerden biridir tarih. Genç nesil bazen bir dersten, tarihi iyi anlatıp öğreten donanımlı bir öğretmeninden yahut güzel bir filmden bile yorumlayabilir kültürel değerlerini.

      Egemenlik kayıtsız şartsız milletin olduğu gibi bu şehit kanı topraklara sahip çıkmak da yine bizlerin görevidir. Cumhuriyet; köklü bir devrim, yenilik, geleceğe köprü kuran kültürel bir hazinedir aslında. Vatan, bu uğurda fedakârlık edilip kan dökülerek ona değer verilirse vatandır. Kimi kitaplarda atamızı eleştiren hatta küçümseyen kelimeler kullanan yazarlara ve yayınevine denk gelirsem üzülürüm kendim adıma. Bir insanın geride bıraktığı eserlere, yaptığı devrimlere, çocuklara ve gençlere bıraktığı izlere, ülkesi için nasıl fikirler üretip de ulusunun arkasında azimle durabilmiş bunlara bakmalı. Olumsuz değil de olumlu yönde neler yapmış, insanlığa kendini nasıl sevdirmiş ve tarih sahnesinde rol almış bir lider; buna bakarım ben. Cumhuriyeti kitaplardan ezber kalıplarla anlatmamalı çocuklarımıza. İyi bir tarih öğretmeni; araştırma ödevleri, güzel filmler, seviyeli tarihi film ve tiyatroları önererek ve bizzat kendisi de öğrencilerine katılıp cumhuriyeti ve Atatürk’ü sevdirebilir. Bunu sınıf öğretmenleri de yapabilir.

      Öğrenciliğimdeki ilk kompozisyon yarışması derecem ve yazmadaki ilk deneyimim cumhuriyet ile ilgili oldu. Ortaokul son sınıfta yani 8. sınıftayken, o zamanki sınav sistemi adı olan Liselere Giriş Sınavı (LGS) dönemimde dershanemizde kompozisyon yarışması duyurusu olmuştu. Hem de bayrama az bir zaman kala. Kompozisyon konusu: ‘29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’ konulu idi. Katılım az mıydı, kaç kişi katıldı bilmiyorum. İçimden geleni -giriş, gelişme, sonuç- bölümleriyle Türkçe öğretmenimiz Seda Hanım’ın derste bize öğrettiği gibi yazıp güzelce cümlelere dökmüştüm. Sonra açıklandığında o kompozisyon yarışmasında birinci olmuştum. Benim için bir mutluluktu ve ileride yazmaya teşvik oldu o yarışma. Ondan öncesinde 6. sınıfta İlçe Millî Eğitim Müdürlüğünün ‘Öğretmenler Günü’ konulu şiir yarışması ve ‘6. Sınıflar Arası Müzik Dersi Şarkı Yarışmasında da derece almıştım ama kompozisyon benim için bir ilk oldu. Hâlen düşünüyorum, o günkü kendi ifadelerimle yazdığım o yazımı niye müsvedde kâğıdı yahut saman kâğıdı bir sayfaya temize çekip yedeklememişim diye. Kompozisyon başlığım: “Cumhuriyet Bayramı” idi, halen dün gibi aklımdadır.

     İnsan okumayı hızlandırıp eğitim seviyesini geliştirdiği ilerleyen yaşlarında tabii ki daha orijinal, ilginç ve fark yaratan konu başlıkları üretebiliyor. O yıllarımda 14-15’li yaşlarımda ise fazla hayal edemeden, aynen o bayramın adıyla kompozisyonuma bir başlık bulmuştum. O günkü kızlar arası balonlu, orta oyunlu ve pastalı Cumhuriyet Bayramı kutlamamız bile çok renkliydi. O özel gündeki yarışmanın bana armağanı olan Sait Faik Abasıyanık’ın ‘Müthiş Bir Tren’ adlı hikâye kitabı bana bir anıydı. Bu kitabın içinde başka hikâyeler de vardı ve işte liseye başlamadan önce Sait Faik ile ve de onun hikâyeleriyle ilk kez o gün tanıştım. Zaman bulunca okuduğum ve beğendiğim yarışmadan armağan olan o kitap yıllarca kitaplığımda durdu.

     Lise yıllarımda İngilizce Hazırlık sınıfında da (yani bir yıl sonrasında) ‘Cumhuriyet Bayramı’ ile ilgili yine bir kompozisyon yarışması düzenlenmişti lâkin bana nasip olmadı. Tam da beyaz dosya kâğıdına özenle yazıp hazırlamıştım ki İngilizce dersi sınıf öğretmenimiz Murat Bey yarışmaya katılmak isteyen öğrencilerin eserlerini programa ve seçici kurula ulaştırmıştı. Soluk soluğa yetiştiğim, elimdeki yazımla öylece kalakaldığım bir gündü. Bilirsiniz bazen yarışmalar son anda söylenir ve bunları takip eden okullardaki Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenleri bile öğrencilerine duyurmayı unutabiliyor. O günkü mutluluk, sevdiğim bir kız arkadaşıma nasip olmuştu. 75. Yıl rozetleri bir ara çok modaydı hatırlayanınız varsa. Yeni bir yıla girsek de çoğu kişinin ceketindeki rozette hâlen: ‘Cumhuriyetimizin 75. Yılı’ yahut “Türkiye Cumhuriyeti’nin Yetmiş Beş Yılı” yazardı. O rozet ve bir de yanında okuma kitabı armağanı, dereceye giren o arkadaşıma nasip olmuştu ve o da o gün oldukça mutluydu.

      Ben çocukken o zamanlar: “Bugün Cumhuriyetimiz 75 yaşında.” denildiğinde, cumhuriyeti; elinde bastonu, sakallı, çok işler başarıp yorulmuş bir ihtiyar olarak hayal ederdim. Cumhuriyeti anlatan, Atatürk’ü hatırlatan, bayramları ifade eden bu tarz yarışmaların yapılması çok anlamlı. Millî Eğitim Bakanlığının her yıl okullarda bu tarz geleneksel düzenlemeleri yapıp yetenekli gençlere kürsüde armağan vererek onları sahneye çıkarması da gençleri böyle etkinliklere teşvik eden tatlı çabalardan bir örnek. Cumhuriyet tek kelimeyle ifade edilemez, yaşanmışlık ve birikimi de beraberinde getirir. Ulu önder Atatürk'ün de dediği gibi : "Türk ulusunun yaradılışına ve yaşantısına en uygun olan yönetim şekli Cumhuriyettir." Atatürk bu sözüyle çalışkanlığı, vatana ve bayrağa sahip çıkmayı ve bunu bir yaşam şekline dönüştürmemizi ifade eder.

     Gurur vericidir geleceğe iz bırakan insanları tanımak ve huzur verir atalarımızın bizlere bıraktığı değerleri yıllarca anımsamak. Hani Cumhuriyet ve Atatürk ile ilgili her zaman Türk edebiyatından en bilinen şairlerin şiirlerinden örnek veririz ya, bu kez ben de farklı bir şairden şiir sunacağım. Ankara’nın Elmadağ ilçesinde doğan, ekonomik ve kültürel nedenlerle okula gönderilemeyen, okuma yazmayı kendi kendine öğrenen ve eğitimini dışarıdan bitiren şaire Nazile Demir Hanım’ın ‘Atatürk Destanı’ şiir kitabından belirli gün ve haftalara ait bir şiir seçtim:


   ATATÜRK VE CUMHURİYET

    Dünyaya hükmeden koca Osmanlı

   Çekilmiş köşeye, baktı Atatürk.

   Vatanım kan ağlar dağlar dumanlı

   Umutla Samsun’a çıktı Atatürk.

 

   Cennet vatanıma düşmanlar girmiş.

   Allı bayrağımı yerlere sermiş.

   Ay yıldızın akı karaya dönmüş

   Bayrağı burçlara çekti Atatürk.

 

   Ya istiklal ya ölümdür diyerek

   Gürledi göklerden önder olarak

   Kuvvetini asil kandan alarak

   Milleti peşine taktı Atatürk.

   ………     ………..      ………

   ………      ………..     ………

                    Nazile Demir

     Kalplerde çoğalır cumhuriyet sevinci ve apayrıdır bu bayramın da neşesi. Okullarda al yıldızlı bayraklar, ellerde Atatürk resmi ve gönüllerde bayram heyecanıyla yücelir gönüller. Bugünü anlatan şiirler, radyo ve televizyon programları, halk oyunları, geleneksel kutlamalar, ata sporumuz olan yağlı güreş ve birçok etkinlik gençliği heyecana bürür. Bir başkadır memleketim ve 29 Ekim gününde bir başkadır Türkiye’m. Değerli devlet sanatçımız ve çok sevdiğim büyüğüm, rahmetli Barış Manço’nun çocuk şarkısında geçen cümlede: “Bugün bayram, erken kalkın çocuklar…” dediği gibi bayram günü heyecanla erken kalkar Türk çocuğu. İster dinî isterse millî bayramı olsun o masum sevinci hep tetiktedir ve tertemiz giyinip kuşanır o sabah. Bugün bayram, bugün cumhuriyetimizin bizlere armağanı ve bugün ülkemizin en anlamlı günüdür. 1923’ten 2016’ya uzanan yolculukta cumhuriyetimizin 93. yılındayız bu yıl. Cumhuriyet Bayramımız mutlu / umutlu olsun.