░   “Umut ağacım!”
     Bu ağaca yalnızlıktan bunaldıkça, bakmalısın. Baktıkça, umut ağacının yeşerdiğini göreceksin. Her mevsim nice nice gökkuşaklarının altında bin bir renge bürünüp çiçek çiçek açmaya devam edecek.
     Umut ağacın, gözbebeklerini süsleyen sevdiğin. Gönlündeki yanardağların tutuşturucusu. Aklına düşenleri mısra mısra şiirleştiren deli ozanın.
     Umut ağacın, kaderini kaderine kelepçelemiş olanın. En karanlık gecelerde bile, en uçtaki görünür görünmez yıldızlarda gözlerinin izini aramış sevdalın…
     “Umut ağacım!”
          * * *
    “Umut ağacım!”
     Gözlerindeki hüznü gördüm. Dokunsan yağacak. Gökyüzünde aralarına mavilikler serpilmiş bulutlar vardı. Güneş, onlardan birinin ardına gizlenmiş. Demek ki bulutların ağlamasına dayanamamıştı. Ya da aralarına mavilikler serpilmiş bulutları alıp katacak önüne, gökyüzünü, en güzel mavisiyle baş başa bırakacaktı.
     Gözlerindeki hüznü gördüm, umut ağacım.
     “Umut ağacım!”
          * * *
     “Umut ağacım!”
     Günün yirmi dört saati, hep seninleyim ben. Hep öyle kalacağımı da söylemiştim sana. Gözlerim yüzünde.
     Yaşlanmak mı? Nerden çıkardın bunu, umut ağacım? Sonraları demir parmaklıklarla çevrilen, asma güllerin süslediği o balkondan Alp Dağları’na bakan genç kız değilsin şimdi. Saçların kınalanmış ama benim gönül aynama düşen güzelim, yine sensin.
     Bir işaretin, kalbimi ayaklandırıyor. Bunu, biliyorsun; umut ağacım.
     “Umut ağacım!”
          * * *
     “Umut ağacım!”
     Beklemek, günleri saymak değil mi? Sayılı günler de çabucak gelip çatmaz mı?
     Kafdağı’nın ardına birlikte gittik seninle. Melek ve Şehzade’yi orda bıraktık; pişip çelikleşsinler diye. Ham demirdik, seçkin mücevherlere döndük. Farklı saatlerin birbirini     kovaladığı ülkelerde kaldık. Güneşten, dolunaydan ve bütün yıldızlardan, geceye karışan gündüzden, seher vakitlerinde gözlerini kapayan gecelerden; kalbimizdeki işaretleri doğrulayan izler bekledik. Böyle zamanlarda yaşadığımız ayrılıklar kamçıladı bizi, umut ağacım.
     “Umut ağacım!”
          * * *
     “Umut ağacım!”
     Anılar, ilâcımız. Sevdalarımızın, saflıklarımızın, fedakârlıklarımızın, haydi dilersen gözyaşlarımızın diyelim, aralarına karanfil kuruları gizlenmiş hayat hikâyemizin aynası. O aynada birbirimize duyduğumuz ölümsüz sevgimizin izleri var. Melek’in isyanları, Şehzade’nin kahroluşları; anılarımızın unutamadığımız bayrakları. Sonra o deniz, yakamozlar, kale burçlarındaki mazgallar ve göz göze gelişimiz…
     Sanki gölgemiz gibi bizi izleyen iki yeni yetme sevdalı.
     Henüz çiçekten yaprağa geçmiş akasyalar, umut ağacım.
     “Umut ağacım!”