100 yıl önce - 1915 yılında Türk ulusunun tarihinde çok önemli savaşlardan biri Çanakkale savaşları gerçekleşmişti. Çanakkale savaşı, Birinci Dünya Savaşı (1914-1918) sırasında, öncellikle 1915-1916 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu’yla Hıristiyan İttifak devletleri (İngiltere, Fransa, Anzaklar) arasında yapılan deniz ve kara savaşları vardı. Hıristiyan İttifak Devletleri Türkiye’nin başkenti İstanbul’u ele geçirmekle başka bir Hıristiyan devleti Çar Rusiyasıyla tüm alanlarda (askeri, ekonomi, siyasi vb.) işbirliği yapmak niyeti güdürdülər. Kısacası, Hıristiyan İttifak devletleri ve Çarlık Rusyası Almanya ve onun askeri müttefiki Türkiye’yi sıradan çıkarmak için Çanakkale boğazına girmeye çalışmışlardır. Yaklaşık iki yıla yakın süren Çanakkale savaşları Türk’ün ve Türklüğün dünyada varlığının mücadelesi idi.

Bu anlamda Çanakkale Savaşları sadece I. Dünya Savaşının gidişatını ve Türkiyenin kaderini değiştirmekle kalmamış, tüm Türklüğün geleceğine büyük ölçüde yeni bir yön vermiştir. Bu nedenle Çanakkale savaşlarının rolünü Türkiyeyle mehdudlaştırmak doğru değildir. Herhalde o dönemde, yani 1915-1916 yılları arasında yaşanan Çanakkale savaşları sadece Anadolu Türklerini değil, tüm Türk-İslam dünyasının atan kalbi olmuştur. Elbette, bu sadece emosianal hislerle sınırlı kalmamış Türk dünyasının tüm yerlerinden, tüm Türk coğrafyasından (Türkistan, Başkurdistan, Azerbaycan, Tataristan, Kırım, Kerkük, Halep, Tebriz, Horasan ve b.) Çanakkale’de savaşmak için Türkiye’ye yüz tutanlar da olmuştur.

Özellikle, Azerbaycan türkleri Çanakkale savaşlarında yakından ilgilenimiş ister manevi, isterse de maddi katkılarda bulunmuşlardır. Çünkü hemin zamanlarda Osmanlı devletinin güçlü olması, bunun mukabilinde Çarlık Rusyasının çökmesi esaretde olan tüm türkler gibi Azerbaycan türkleri için de son derece önemli idi. Mahz bu nedenledir ki, I. Dünya Savaşı (1914-1918) yıllarında gerçekleşmiş Çanakkale Savaşları Türkiye türklerinden hiç de az olmayarak Azerbaycan türkleri için ölüm-kalım meselesi olmuştur.

Bence, Çanakkale savaşlarında Dış Türklerin, özellikle Azırbaycan Türklerinin de katılımıyla ilgili geniş çaplı araştırmaların aparılmamasının sonucudur ki, birkaç kez bununla ilgili üzüntülü durumlar yaşadık. 5 yıl önce Çanakkale savşalarının 95 yıldönümü ile ilgili yapılan törenlerde iki kardeş, soydaş ve dindaş ülkenin temsilcileri arasında sorunlar yaşanmıştır. Buna sebep de Çanakkale’de Cumhuriyet Meydanı’nda gerçekleşen törende Azerbaycan’dan törene katılan heyetin Çanakkale Savaşları sırasında Azerbaycan’dan giden askerlerin de cephede görev aldıgını, buna göre de Gelibolu Yarımadası’na Azeri-Türk şehitler adına bir levha konulmasını istemesi olmuştur. Bu olay o zaman bir çok Türk gazetelerinde de yer almıştır. Çok yazıklar olsun ki, bu mesele daha sonra da tam aydınlığa kavuşmamış.

Dogrudur, son yıllarda artık Çanakkale savaşlarında dış Türklerin de katılımı Türkiye’de, hem de Azerbaycan’da kabul edilir. Ama bu kez Azerbaycan Türklerinden ne kadar insanın Çanakkale’de savaşması tartışmaları gidiyor. Örneğin, Azerbaycan’da bazıları düşünüyorlar ki, Çanakkale savşalarına 3000 Azerbaycan türkü katılıp. İlginçtir ki, öyle Azerbaycan’ın özünde ve Türkiye’de yaşayan Azerbaycan Türkleri arasında da bu fikri kabul etmeyenler var.

Azerbaycan’ın bazı tarihçileri ise düşünüyorlar ki, 3000 civarında olmasa da, ama genel olarak Çanakkale savaşlarında Azerbaycan Türkleri katıldı. Elbette, ister Çanakkale savaşlarıyla, gerekse diğer konularda Türklük ruhuna aykırı olan informasiyalara, yazılara rast gelince pişmanlık geçirmeye bilmiyorsun. Özellikle, bazı yazılarda sohbet bağımsız iki devlete sahip olan Türklerin birbirine karşı herhangi bir ciddi çelişkilerin olmasından gidiyorsa, bu artık maalesef ve şaşkınlıkla ifade olunabilecek bir durum da değildir. Bu tür durumlara son vermek mümkün olmasa da, ancak bazı ayrımcılara haddini bildirmek için her iki devletin Türk aydınları, entelektüelleri kendi somut ilişkilerini mutlaka ifade etmeleridir. Çünkü Azerbaycan ve Türkiye Türkleri ayrı devletlerde bağımsız şekilde yaşasalar da, onların ortak milli hedefleri vardır. Bu da, öncelikle türklüyü, Türk bayrağını, Türk kültürünü, Türk varlığını, Türk topraklarının bütünlüğünü sonsuza dek korumak ve yaşatmaqla bağlıdır.

Zaten türklük türkün adı değildir, onun ruhudur, maneviyatıdır. Türk maneviyatı, Türk ruhu her zaman maldan, paradan üstün olmuş, onun için kutsal olan kimlik, yaşam tarzı ve Tanrı’ya olan inancıdır. Kısacası, maneviyatını ve ruhunu, cismini ve maddiyyatını duruma, situasiyaya göre müayyenleşdirenler Türk olamazlar ve değiller de. Bu anlamda Çanakkale ve Azerbaycan ugrunda savaşlarda savaşarak gazi ve şehit olanların bir adı var: TÜRK.

Bizim şimdi dediklerimizi 100 yıl önce çok iyi anlamalarırının sonucu idi ki, Azerbaycan Türk aydınlarından Ahmed Cavadlar, Ömer Faik Nemanzadeler, Yusuf Talıbzadeler veb. ellerinde silah Çanakkalede Batı cebhesine karşı savaşırken, Mehmet Emin Resulzadeler, Ahmet bey Ağağolular, Ali bey Hüseyinzadeler Turan diye Avrupada türklerin hakk sesini dünyaya duyurarken, Hacı Zeynalabddin Tagıyev, Şemsi Esadullayev gibi büyük sermayedarlarımız da maddi katkıda bulunmuşlar.

Türkiye’nin 1. Dünya savaşında katılımına en çok dikkat eden Azerbaycan Cumhuriyetinin kurucusu ve ilk Cumhurbaşkanı Mehmet Emin Resulzade olmuştur. 1915 yılının Mayıs ayında yayınlanan "Kardeş günü" makalesinde Resulzade yazıyordu ki, Kars ve Ardahanda düşmanların anlaşılmaz vehşetine uğrayan din ve kan kardeşlerimizin yardıma ihtiyacı vardır: "Din ve kan kardeşlerimiz insanların anlaşılmaz vehşetine duçar olduktan sonra şimdi de doğanın amansız soğuklarına, rehimsiz hastalıklarına giriftar olup, ölümle cengleşmekdedirlər. Fakat "insan ölürken bile kardeş kucağında ölürse, kendisi için bir tesellidir". Bu sözü toplumu-hayır yardımcılarına demişler, hem kimler demiş. O Ardahan ovasında, Kars dağlarında musibetlerin en böyügünə giriftar olan kardeşlerimiz. O belalı kardeşlerimiz demişler ".

Mehmet Emin Resulzade 1918-1920 yıllarda da Osmanlıyla daima ilişgiler kurmuş, tüm vasıtalar kullanarak Batının sömürgesi durumuna düşmüş Türkiyeye yardım etmeye çalışmıştır. "Azerbaycan Türkleri, Bakü’de kurulan Rus-Bolşevik ve Ermeni hakim olduğu Şaumyan tabeçiliyndəki güçler tarafından toplu katliamlara maruz kalmaya başlayınca, bir çok cephede savaşmak zorunda kalmasına rağmen, Osmanlı yönetimi Azerbaycan’a yardım etmeyi kararını verecek ve asker gönderecektir. Cephelerden asker sayısının azaltılması ve Anadolu’yu bir çok yerinden gönüllü asker toplmasıyla düzenlenen bu orduya, Kafkas İslam Ordusu adı verilecektir. Eserin konusu İstiklal Savaşı dönemindeki ilişkiler olduğundan bu hayatı önemli olayın üzerinde durmayacağıq. Ancak Azerbaycan tarihinde oynadığı rolün yanında, o dönemi inceleyen bazı tarihçilerin göre, Kafkasya Hareketi için asker gönderilmesinin Türkiye’nin diğer cəbhələrdəki askeri durumunun zayıflattığı, çeşitli cephelerde maruz kalınan meğlubiyyetlerin temel nedenlerinden biri olduğu iddiası göz önüne alınırsa, 10 gösterilen fedakarlığın önemi daha da anlaşılacak ".

Aynı zamanda Türkiye ve Türk askeri kendisi ağır durumda olmasına rağmen, 1918 yılında Azerbaycan Türklerinin yardımına koşmuş, onu Rus-Ermeni askeri birliklerinin elinden kurtarmıştır. Ancak Türk askerimizin bu onurlu işi sadece Azerbaycan Türk halkının bedensel, maddi varlığının kurtuluşu değildi, bu hem de onun çiğnenen milli ahlak - namusunun, irzinin kurtuluşu olmuştu. 1918 yılında Türk askeri görevini şerefle yerine getirip, objektif nedenlere geri döndükten sonra sapı özümüzden olan bazı «Bolşevik», «menşevik» (Samet Ağamalıoğlu, Eliheyder Garayev, Ruhulla Ahundov ve b.) Azerbaycanlı-lar onlara siyah yaxmağa çalışmışlar . Örneğin, meşevik S.Ağamalıoğlu diyordu ki, Türklerin zamanında konulan siyaset özgürlüğe, istiqalla aykırıdır, çünkü bu siyaset işçi ve köylüyü eziyor.

Ancak parlamento kürsüsünden Azerbaycan tarihinde Anadolu Türk askerimizin layık olduğu onurlu tutumunu savunan Muhammed Emin Resulzade onlara cevap olarak bildirirdi ki, Türk askerini Azerbaycan’a «Müsavat» tek değil, sosialistlərlə bir yerde çağırmıştı: ««Müsavat» Türkleri çağırdı, çünkü burada Azerbaycan Türklerinin hayatı tehlikede idi. Bu konuda ozamankı Azerbaycan Milli Şurası müttefik idi. Bu bakış tasarlanmış sosyalistler pişman olsalar da, o gün bizimle beraber idiler. Ağamalıoğlu da Türkleri çağırmıştı. Ancak şimdi bundan imtina etseler de, biz kamali-cesaretle deyiriz: Türkleri çağırdık ve bununla da iftihar ediriz !. Çünkü Türkler gelmeseydi, Bakü’de gerçekleşen Mart olayının etkisi sadece Bakü’de kalmayıp, tüm Azerbaycan’ı istila edecekti, millet de genel qetle-katliama maruz kalacaktı ».

Bu o demektir ki, Azerbaycan Türklerinin, ümumiilkdə tüm Azerbaycanlıların xilasına koşan Anadolu Türk eskerleri Azerbaycan’ı kendileri için, hiç tereddüt etmeden Vatan sanmış ve Vatan uğruna şehit olmuşlardır. Bunun aynısını Azerbaycan Türkleri Çanakkale’de yapmışlar. Azerbaycan Türk askeri de Anadolu Türkleri ile bir yerde Türkiye’yi işgal etmek isteyen dış güçlere karşı, Çanakkalede, Kars’ta, Erzurum’da birlikte savaşmış ve bir yerde de şehitlik zirvesine ucalmışlar. Çünkü Türkler için Türkiye, Azerbaycan, Türkistan (Orta Asya), Kerkük, Tebriz bir deyişle Turan tek vatandır, tek bayraktır, tek devlettir, tek kültürdür.

Bunu, 20. yüzyılın büyük Türk devlet adamlarından Mustafa Kemal Atatürk "Azerbaycan’ın sevinci sevincimiz, kederi kədrimizdir» olarak ifade etmiştir. Aynı zamanda, Atatürk beyan etmiştir ki, bir gün SSCB dağılacak ve ozaman Türkiye Türkleri dili bir, dini bir, soykökü bir olan Azerbaycan’daki Türk kardeşlerinin yanında olmaya hazır olmalıdırlar: «Milletler buna nasıl hazırlanır? Manevi köprülerini sağlam atarak. Dil bir köprüdür. Inanç bir köprüdür. Tarih bir köprüdür. Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimizin içinde bütünleşmeliyiz. Onların bize yaklaşmasını gözləməməliyiz. Bizim onlara yaklaşımımızda gerekir ».

Resulzade de Atatürke sevgi ve hürmetini daima ifade etmiştir. O, Atatürkle ilgili  diyor ki: “Ne İngiliz himayesi, ne Amerika mandası altında değil, o kurtuluşu yalnız hakimiyeti milliyeye müstenid, bilakayduşart müstakil bir Türk devleti tesis etmekte görmüştü. Onun dileği : ’Ya ölüm, Ya istiklal’ idi. Anadoluya o bu dilekle geçti, efsanevi İstiklal Harbini başaran baş kahraman, Çanakkale zaferi üzerine, Sakarya ve Dumlupınar gibi zafer taçlarıyla bezendi.Tarihin üç büyük imparatorluğunu dizleri altına alarak istedikleri gibi parçalayan galipler, bir avuç Anadolu mücahitleri karşısında ricate mecbur kaldılar! “Başındaki kumandanı kaçmadıkça, Türk neferi hiç bir zaman kaçmaz” diyen büyük kumandanın sözü doğru çıktı. Ölüm beratı sevr yırtıldı, istiklal vesikası “Lozan”? yazıldı. Atatürk, bir milletin halasını yalnız kendisindeki kuvvetten beklemiştir. Bu fikir, onun gençliğe hitabında bilhassa belirtilmiştir. Muazzam eserinin müdafaasını emanet ettiği Türk Gençliğine “Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur” diyen ATATÜRKün Türk köylüsü ile neferi hakkındaki samimi fikirleri, malumdur. Ona göre, “Memleketin yegane efendisi köylüdür!”, “Ne mutlu Türküm diyene!”, Bu en çok tekrarladığı bir şiardır”.

1910-1918 yıllarında Osmanlı ordusuun bünyesinde öncelikle Balkan Savaşı’nda, daha sonra 1. Dünya savaşında bir asker gibi kulluk edenler Yusif Talıbzadə ve Ahmet Cevat olmuştur. «İslam birliği" ve Turan birliği inancı ile, Osmanlı’nın askeri olan Talıbzade bu ideyasının da şehidi olmuştur. Son olarak Türkistan’da «Basmaçılar» hareketine katılan Talıbzadə hakkında Türk dünyasının tanınmış düşünürlerinden Zeki Velidi Toğan «Xatirləri» eserinde ondan «Azerbaycanlı panislamist ve pantürkist» gibi bahsetmiştir: «Ahund Yusif Talıbzade Azerbaycan’ın fikir hayatında önemli yer alan düşünür ve yazardı. Onun Türkçe eserleri ve liberal görüşleri içeren kısa Kur’an tefsiri vardı ... O kelimenin tam anlamı ile bir panislamist ve pantürkist idi».

Azerbaycan Türk aydını Ahmet Cavat Osmanlı’nın Balkan ve 1. Dünya savaşında düşmanlarına karşı verdiği savaşlarda doğrudan katılmıştır. 1912 yılında Balkan Savaşı ile ilgili İstanbul’da kurulan "Kafkas gönüllü bölümü» saflarına katılan Cavat 1. Dünya savaşında Doğu cephesinde Rus-Ermeni askeri güçlerine karşı savaşan bir asker ve milli aydınımız olarak katıldı. Aynı savaşlarla ilgili Cavatın onlarla şiirleri, yazıları var. Bu şiirler arasında Türkiye’nin 1. Dünya savaşına katılmasından sonra yazdığı "Çırpınırdı Karadeniz" önemli bir yer tutmaktadır. Çünkü Cavatın bu şiirinde türklüyün mücadelesi ve mübarizliyi vardır. Cavat 1. Dünya savaşı döneminde (1914-1918) H. Z. Tağıyevin himayesi, Hüsrev Bey Sultanovun yönetimi altında faaliyet gösteren "Müslüman Hayriye Cemiyeti" nin başkan yardımcısı ve sekreteri olarak Türkiye’ye her türlü yardımların organizasyonunda doğrudan katılmıştır. O, 4 yıl boyunca Batum, Kars, Ardahan, Erzurum, Acariya ve başka bölgelerde ön cephe hattında olmuştur.

O, 1915-1916 yıllarında «Açık söz» gazetesinde yayınlanan «Acar mektupları" nda 1. Dünya savaşında Türkiye’nin Doğu cephesindeki durumunu tüm yönleriyle ele almıştır. Cavad 1915’te Enver Paşa’nın Doğu cephesinde «Sarıkamış» da başarısız askeri operasyonundan sonra Rus-Ermeni askeri birliklerinin Kars, Ardahan ve Erzurum halkına karşı işlediği suçlardan sonra, yardıma ihtiyacı olanlara elinden gelen yardımı esirgememiştir. Cavat yurdundan yuvasından kaybedenlere Qarslı, Erzurumlu soydaşlarımıza, düşman tapdağı altında olan ellerimize adadığı «Herbzadelere» şiirinde yazıyordu:

Baxdım o yerlərdə buludlar ağlar,

Məzarlığa dönmüş bağçalar, bağlar,

Maralsız qaldınız, a qarlı dağlar,

Tutan olsa Sizdən maral sorağı.

Görəcək ki, hər yer düşman yatağı!

Yeri gelmişken, belirtmeliyiz ki, Birinci Dünya Savaşında Osmanlının sıkıntılı günlerinde Bakü’de Hacı Zeynelabidin Tağıyevin himayesi altında faaliyet gösteren "Bakü Müslüman Hayriye Cemiyeti" nin Anadolu’ya çok önemli yardımlar düzenlediği bilinmektedir. Bu bakımdan aynı zamanda, Anadolu’da özellikle Ermeni zulümleri sonucu yetim kalan çocukları, kadınları, yaşlıları korumak için de faaliyet gösteriyordu ve bu amaçla "Kardeş yardımı" adlı oldukça geniş ve iyi organize edilmiş bir yardım seferberliği gerçekleşdirmişdi.

Azerbaycan Türk aydınlarından Ömer Faik Nemanzade de 1. Dünya savaşı döneminde Türkiye’nin yürüttüğü mücadeleye destek vermiştir. O, Osmanlının 1915 yılında Doğu cephesinde «Sarıkamış» da başarısız askeri operasyonundan sonra Rus-Ermeni askeri birliklerinin saldırısına uğramış Kars, Ardahan, Kağızman nüfusuna yardımın  zorunluluğundan bahsetmiştir. Ömer Faik 1915 yılının Ocak ayında Bakü’de yayınlanan "İkbal" gazetesinde yazdığı "Savaş dolayısıyla Kafkasya Müslümanlarının düçar oldukları felaketi küçümsemeyiniz. Kars oblastında yüz veren mutsuzluğu Bakü’ye, Gence’ye kadar gelen 40-50 ev ile, Ahıska köylerine can atan birkaç yüz Müslüman azınlığı ile mukayese etmeyiniz. Felaket hayal ettiğinizden daha müthiş, hayal ede bildiğinizden daha dehşetlidir. Felaket ve sefalet Kars, Ardahan, Kağızman, Olti okruklarını tamamen tutmuştur. Oralarda yüz binlerce Müslüman cemaati yardıma muhtaç bir haldedir."

O, "Bir lokma ekmek», «Sınav" gibi makalelerinde de Anadolu Türkleri ile bir arada, dayanaşma halinde olmamızın zorunluluğundan yazıyordu. Ona göre, 1. Dünya savaşı bir kez daha gösterdi ki, bütün dünya milletleri gibi Anadolu ve Azerbaycan türklüyü bir sınav karşısındadır. Nemanzade yazıyordu ki, bi sınav çatışmayan birçok yönlermizle yanaşı, milli birliymizi ve beraberliğimizi gösteren belirtileri de ortaya koydu. O yazıyordu: "Eğer bugünkü sınav ile dersimizi derk edib geleceğimize hazırlana bilsek çektiğimiz afetler, hakaretlerde, acılar milletin istikbalına kurban olsun. Doğru, bugünkü halimize bakınca ister intelligent, gerekse ruhsal olsun, millet başçılarımızdan umutsuzam. Ama milletin, halkın geleceğine güvenim sonsuzdur. Eğer insanların başına hüluslu, hemiyyetli, sürekli, bilinçli militanlar keçseler az vakitte dirileceğine umutvaram».

Türklüğü bir bütün şeklinde gören Nemanzade hesap ediyordu ki, milletine yardım insanın kendisine yardımdır. Bu anlamda Kars, Ardahan, Erzurum kaybedenlere yardım etmek her bir milletin ferdinin görevidir.

 

Azerbaycan Türklüyünün varlığı için Türkiye türklüyünün varlğının önemli olmasına katiyyen şüphe etmeyen Azerbycan Türk aydınlarının tümü Çanakkale Savaşlarına birmenalı olarak kendi savaşları gibi görmüş, bu yolda gazi ve şehid olmuşlar. Çünkü Azerbaycan türkleri hemin devrlerde İslam-Türk halklarının kalkınmasını «İslam birliyi»nin temeli saydığı Osmanlı devletinde görürdüler.  Özellikle, Azerbaycan türklerinin 1910-1918 yıllarında Osmanlı ordusuun terkibinde önce Balkan savaşında, daha sonra 1. Dünya Savaşında bir asger gibi kulluk etmeleri, onların «İslam birliyi» inancını daha da güclendirmişdir.

Çanakkale Savaşlarında Türkiye ve Azerbaycan türklerinin birlik nümayiş etdirmesi Türklüyün, aynı zamanda Türk-İslam ülküsünün kalkınmasında mühüm röl oynadı. Bu savaşlar bir daha gösterdi ki Hiristiyan Batı-Avrupa cebhesine karşı en dogal birlik Türk-İslam ülküsünün daşıyıcıları ile mümkündür. Bunun en bariz örneyide Çanakkale Savaşlarında Türkiye ve Azerbaycan Türklerinin tüm alanlarda bir cebhede durması idi. Bu gardeşlik sonrakı tarihlerde de devam ederek günümüzde de sürmekdedir.

Çanakkale Zaferinin 100. yılında tüm şehitlerin ruhu şad olsun!

http://bao.az/categories_Tarix/subcategories_azerbaycan-tarix/product_3071417822