Türklüğün birlik ve beraberliğini isteyen; cehaletle kıyasıya alay eden, Türk milletinin çağın ilerisinde bir zihniyete kavuşmasını dileyen, büyük hiciv şairi Mirze Elekber Sabir (Sabir, Mirza Elekber Zeynelabidin oğlu Tahirzade ) bir Azerbaycan Türküdür. Ne acıdır ki; Sabir, Anadolu’da yeterince tanınmamaktadır. Onun ince alayı, cehalete fırlattığı oklar, birliğe susamış mısraları, günümüz dünyasındaki Türklüğün her halde en fazla ihtiyaç duyacağı sözlerdir.

     Sabir, 1862’de Şamahı şehrinde doğdu. Sekiz yaşındayken medreseye verildi. Şiire daha o yıllarda başladı.

     Sabir 12 yaşına girdiğinde, tanınmış şairlerden Hacı Seyyid Azim’in açtığı yeni usul özel bir okula devam etti. Bu okulda bir iki yıl öğrenim gördükten sonra, Türkçe ve Farsça okuyup yazmayı öğrendi. Daha fazla eğitim alamadı. Babası onun bir ticaret adamı olmasını istiyordu. Bu nedenle, okulu bırakıp babasının dükkânında çalışmaya başladı. Dükkânda babasına yardım ederken, her fırsatta kitap okuyordu. Özellikle şiir yazmayı hiç bırakmıyordu. Sabir’deki bu okuma yazma aşkına karşılık, babası bu işlerden uzaktı. Nitekim bir gün şiir defterini alıp yırtınca, Sabir buna dayanamadı ve evden kaçtı. Horasan’a giden bir kervana katıldı. Fakat babası yetişip geri getirdi.

     Aradan kısa bir süre geçip de Muharrem ayı gelince Kerbela vakası için güzel bir mersiye yazdı. Bu mersiye Şamahı halkı tarafından çok beğenildi. Bu takdir duyguları babasını da etkiledi. Artık babası oğlunun yazmasına ses çıkarmaz oldu. Genç Sabir, üstün şiir yeteneğinin yanında nüktedanlığı ve hazır cevap oluşu ile de şehrin okumuşları arasında itibar sahibiydi.

     Şair Sabir, 23 yaşında Horasan’dan başlayan bir geziye çıktı. Kuşkusuz bu gezi, geçim derdinin zorladığı bir geziydi. Meşhed, Sebzevar, Türbet-i Haydariyye, Türbet-i Cem, Semerkant ve Buhara şehirlerini dolaştı. Bu yörelerde seyyar satıcılık yaparak hayatını sürdürmeye çalıştı. O sıralarda Horasan’da kolera salgını çıkınca Şamahı’ya geri döndü. Daha sonra Kerbela’yı ziyarete gitti. Dönüşünde tekrar Horasan’a uğradı, Aşkabad ve Merv kentlerini gördü. Bu kentlere yerleşmeyi düşündü. Fakat babasının ölüm haberini alınca tekrar Şamahı’ya döndü.

     Şamahı’ya geldikten bir süre sonra evlendi. Şair Sabir’in 15 yıllık evliliği sırasında sekiz kız çocuğu oldu.

     Geçimini, kuyruk yağından sabun yaparak sağlıyordu. Bu zor bir işti. Aslında başka şansı da yoktu. Yoksulluk içinde ömür sürüyordu. Bu ekonomik durumu alabildiğince bozuk olduğu halde, şiirin kanatlarına binip doruklarda eserler yaratıyordu. Ve yarattığı eserlerin hemen hemen hepsi halkın mutluluğu ve aydınlık bir dünya içindi.

     Şiirlerini başta Molla Nasrettin dergisi olmak üzere, Hayat, Rehber, Debistan, İrşat, Güneş, Sada, Yeni Hakikat ve Malumat gazetelerinde yayımladı. Şiirlerinde eleştirdiği ham sofuluktan dolayı cahil Şamahı halkından tepki gördü. Bunun üzerine sürekli kullandığı "Hophop" mahlasını bırakıp, Din Direği, Fazıl, Ebu Nasr Şeybani gibi takma adlar kullandı. Ne yazık ki, bu gizlenmede şairi kurtarmadı.  Onun üslubu ve şiir tekniği o kadar yayılmıştı ki, bir mısraını okuyan onu yazanın Sabir olduğunu hemen fark ediyordu…

     Halk; bilim, teknik, yeni usul eğitim isteyen Sabir’i “kâfir” ilan etti! Bunun üzerine kasaplar kendisine kuyruk yağı satmadı. Dolayısıyla sabun üretip, satması ve geçimini sağlaması imkansız hale geldi. Sabunculuk mesleğini bırakmak zorunda kaldı. Şamahı’dan ayrılmak isterken, bir oğlu dünyaya geldi. Sekiz kız çocuğundan sonra bir oğlunun dünyaya gelmesi Sabir’i çok mutlu etti. Şamahı’dan ayrılmayı, daha doğrusu kaçmayı aklına koymuşken, bu şehirde oğlunun olması ona yeni bir cesaret verdi ve şehirden ayrılmadı.  Öğretmen arkadaşı ile Mekteb-i Ümid adlı bir okul açtı. Başarılı olamadı. Bu olumsuz sonuç üzerine Bakü’ye taşındı. Orada öğretmenlik yaparak hayatını sürdürmeye çalıştı. Fakat karaciğerinden raahatsızdı. Hastalığı çok uzun ve ızdıraplı geçti. Sabir o halde dahi bu durumuna sitem oku yağdırıyordu:

      “İsterem ölmeği men, lîk kaçır benden ecel

      Gör ne bedbahtam, ecelden de gerek naz çekem! ”

     12 Temmuz 1911 de ölen büyük şairin mezarı, Şamahı’da Yedi Günbed mezarlığındadır.

     Özellikle Azerbaycan Türkleri Sabir’e gereken değeri verdiler. Halen Bakü’de Sabir’in adı yaşatılmaktadır.