Yazdır
Kategori: Romanlar ve Roman Özetleri
Gösterim: 6845



Eserin Adı :
Kırık Hayatlar

Eserin Yazarı: Halit Ziya Uşaklıgil.

Yayınevi ve Adresi : İnkılap Kitabevi - Ankara Cad. No:95 -34410 İstanbul

Basım Yılı : 1989

Eserin Konusu: Ekonomik rahatlığa kavuştuktan sonra eşi ve iki çocuğuyla yeni bir çevreye girip bu arada bir sosyete yosmasına tutulan genç bir doktorun öyküsü.

Eserdeki Olayların ve Şahışların Değerlendirilmesi: Romanda birbiriyle bağlantılı aile ilişkilerini , karı koca ilişkilerini aralarında oluşan gerginlik ve kavgaların bireyler üzerinde yarattığı etkiyi, farklı ailelerin yaşadıkları olaylarla bütünleştiren gerçekçi bir roman.

Kişiler:

Ömer Behiç: İç Hastalıklar Uzmanı Vedide’nin kocası.

Vedide: Ömer Behiç’in karısı.

Andelib: Selma ile Leyla’nın dadısı.

Selma ve Leyla : Vedide’nin çocukları .

Sabriye kadın : Aşçı.

Sabriye kadının kızı.

Neyyir : Ömer Behiç’le aşk yaşayan genç kız.

Eserin Özeti:

Ömer Behiç ve Vedide evli iki çocukları olan ,mutlu bir hayat yaşayan bir aile kurmuşlardır. Ömer Behiç İç Hastalıklar Uzmanı bir doktur,dürüst bir çok zorluklarla karşılaşmış zor şartlarda yetişmiş ,acı çekmiş fakat tek isteği diğer insanların acı çekmemesi. Ondaki bu ruh hali onun doktur olmasına vesile olmuştur.

Ömer Behiç daha mutlu bir yuva kurmak için ilk olarak kendi evlerinin olmasını ister , ve bunu Vedide ile paylaşır fakat ne zaman bitireceğini söylemez sürpriz yapmak ister. Bu düşünce o denli çekici gelir ki Vedideye sonunda bekledikleri olacaktı.

Çevrelerinde birçok , türlü acılar ve elemlerle , türlü gözyaşlarıyla inlemeleriyle kırık hayatlar , çaresiz, hasta; kimi iyilik bulamayacak yaralarla kemirilen , kimi gizli zehirlerle gizli gizli çürüyen hayatlar vardı... Onlar bu kırık hayatların dinç ve canlı mutluluğunu daha belirgin bir duyguyla duyarak, kendilerini düşünen bir haz ile ,bahtiyarlıklarının en tatlı saatlerini pek hoş bir Kevser suyu  içercesine yudum yudum,süze süze kendilerinden geçmiş bir mahmurluk içinde yaşıyorlardı.

Evi tamamlar. Ailesiyle beraber oraya taşınırlar. Evin kapısına da “Ömer Behiç / İç Hastalıkları Uzmanı” diye bir tabela tutturur. Diğer taraftan aile hayatının türlü trajik olaylarını ve kirlerini ortaya sererek geçen halk , birbirlerine dost ve bağlı olmak için o kadar sebepler varken , tersine aralarına aldatma ve hainlik uçurumlarını koyan bütün bu karılar- kocalar Ömer Behiç’in kafasında aşırı bir yaygınlık kazanıyordu. Üzüntü dolu ,gamlı gözler önüne serilen , sayılamaz ,çokluğunun korkunçluğunu hayalin kapsamı bile alamaz;harap yıpranmış evlerden oluşan ,sonsuz bir karanlık ve bozgun

düzlemi biçiminde uzayıp giden siyah bir tablo çiziyordu.

Ömer Behiç hekimlik kimliğiyle, yalnız hastalarının acılarıyla inleyen , onları acılar çekmekten kurtarmak için insanlık hayatının üstünde bir acıma ve sevecenlik yaşayışı ile yaşayan bir yaratık olurdu. Onu harap eden toplum hayatı idi. Ne zaman sanatının boş zamanları onu toplum hayatının içine sürüklese, öz benliğinde öteki Ömer Behiç ‘in bütün aşk ve sevdasıyla , kimliğin her gözeneğinde ateşten bir kadın gereksinmesi yanan yaratığın belirip gelişmesini sezinlerdi.

Ve bu kimliği ötekini öyle vahşi bir egemenlik kurarak isteklerine yenik düşürmek , sonunda taşmak isteyen bu çok sağlam sevda emellerine öyle bir kasırga içine atmak isterdi ki , o bu didişmeden hırpalanmış çıkardı. Evliliğine bağlı kalışını kınayarak...

Ömer Behiç daha sonraları nefsinin hakimiyeti altında ‘Neyyir’ diye genç bir kızla ilişki kurarak Vedide’yi aldatmaya başlar. Fakat aklı her zamanki gibi Vedide’deydi. Suçluluk duygusu içinde. Vedide’sini bir elinde Selma’sıyla, öteki elinde Leyla’sıyla , varlığında ululaşmış ve kutsal olan ne varsa onların simgesi demek olan bu kadını -acınıp ağlanılan-öteki kadınlara benzetecek , onu da bir tekmeyle yıkılıvermiş bir dünyanın yıkıntı ve kalıntılarının kenarına devirecekti...

Aile bağları gün geçtikçe kopma noktasına doğru yol alıyordu. Ömer Behiç ruhunda bir genişleme , düşüncesinde bir açılma buluyordu. Birdenbire gerçek hayatı döndürülüyormuşçasına kendi kendisini karşısına alarak yanlış yaptığının farkına vardı. Neyyir ile olan ilişkisinin kapatıp,Vedide’sine geri dönmeğe karar verdi. Vedide kendini yine Leyla’sının odasında Kur’an okumaya vermişti. Ömer Behiç’in yalvarmalarına aldırış etmiyordu.karşılık vermiyordu. O zaman Ömer Behiç bir eliyle onun namaz örtüsünü çekip açtı. Dudaklarına ta oraya, alıştığı üzere, mutlu zamanlarında her zaman tapınış öpücüklerini alan yere, kulağıyla ensesinin arasına götürdü. Uzun ve birden geçmişin heyecanını bulan bir öpüşle karısını oradan öptü...

Ve öperken , ancak o zaman farkına vardı ki Vedide’nin ağarmıştı.

Ana Fikir: Gideceğimiz yerlerde kendi kişiliğimizi korumalı çok dikkatli olmalıyız.

Yazarı Hakkında Kısa Bilgiler :

Halit Ziya Uşaklıgil, 1866-1945 yılları arasında yaşayan Servet-i Fünun romancılarındandır. İstanbul’ da doğdu ve yine bu şehirde öldü. İlköğrenimden sonra Fatih Askeri Rüştiyesi’ne gitti ve 17 yaşında okuldan ayrıldı. 1884’te “Nevruz” gazetesini , daha sonra “Hizmet” ve “Ahenk” gazetelerini kurdu. İzmir Rüştiyesi’nde Fransızca öğretmenliği yaptı. İdadide Türk edebiyatı dersi okuttu.

Servet-i Fünun dergisine girdi ve en büyük romanları burada yayınlandı. Darülfünunda Batı edebiyatı dersleri verdi. Mabeyin baş katibi , ayan üyesi oldu. Sessizliği , batı müziğini, kitap okumayı, çiçekleri severdi.

Fransızca ,İngilizce, Almanca, İtalyanca, Arapça ve Farsça bilirdi. Roman, hikaye, tiyatro mensur şiir, hatıra , hitabet edebiyat tarihi  ve makale türünden eserler verdi. Romanlarında sosyal ve psikolojik konuları işler. Kahramanları gerçek hayattan alınmıştır. 150 den çok hikayesi vardır. Modern Türk hikaye ve romanlarının babası sayılır. Çevirileri de vardır.

Servet-i Fünun döneminde yazdığı, çok sayıda Arapça ve Farsça kelime ve tamlamalarla dolu eserlerini sağlığında kendisi sadeleştirdi.

Eserleri :

Roman: Nemide, 1889; Bir Ölünün Defteri, 1889; Ferdi ve Şürekâsı, 1894; Mai ve Siyah, 1897; Aşk-ı Memnu, 1900; Kırık Hayatlar, 1923. Öykü: Bir Muhtıranın Son Yaprakları, 1888; Bir İzdivacın Tarih-i Muaşakası, 1888; Heyhat, 1894; Solgun Demet, 1901; Sepette Bulunmuş, 1920; Bir Hikâye-i Sevda, 1922; Hepsinden Acı, 1934; Onu Beklerken, 1935; Aşka Dair, 1936; İhtiyar Dost. 1939; Kadın Pençesinde, 1939; İzmir Hikâyeleri, (ö.s.), 1950. Oyun: Kabus, 1918. Anı: Kırk Yıl, 1936; Sara ve Ötesi, 1942; Bir Acı Hikâye, 1942. Şiir: Mensur Şiirler, 1889. Deneme: Sanata Dair, 3 cilt, 1938-1955.