Okumak enginlere açılmaktır, yazmak da zihnimizden geçenleri oyun hamuru gibi kıvamına sokmaktır. İnsan soysal bir varlık, hatta felsefî düşünürlere göre “insan = düşünen bir hayvan” olarak tanımlanmış. Atalarımız: “Söz uçar, yazı kalır.” der. Sözlü ifade, yazılı ifadeden önce geldi kültürümüze. Ağzımızdan çıkan agucuklar ve harf çağrışımlarıyla konuşmaya başladık. Kalın motor becerilerimizin ardından ince motor aktivitelerimizle harekete geçerek düşünen beynimizi faal kılıp beyin jimnastiği yaptık. Düşüncelerimiz ile kalem tutan elimiz kardeş oldu ve hayaller zamanla kâğıda geçirilince kıvamını buldu. Kur’ân-ı Kerim’in “İkra! (Oku)!” emriyle okuma dünyamıza yol aldık. Yazmak konusunda ünlüler ne demiş? Başarılı ünlülere, işinin ehli yazarlarımıza, mucitlerimize, sanatçılarımıza dair güzel özdeyişler vardır. Kimi zaman bir takvim yaprağında, otobüs durağında, duvar yazısında, okulda, iş ortamında, kitaplarda, hatıra defterlerinde ansızın ünlülerimizin o güzel kalıp sözlerine rast geliriz. Ünlülerimizin yıllardır dillerde gezen ve kaleme alınmış unutulmaz sözlerine yer verelim mi? O hâlde diyaframdan rahat ve derin bir nefes alarak okuma ve yazma dünyamıza uzanıp geçmiş yıllara, sihirli cümlelere konuk olalım.

        “Yazmak; sessiz çığlık atmaktır.” sözü Marguerite Duras’a ait. Eminim birçoğunuz bir yerlerde bu sözü okumuş yahut birinden duymuşsunuzdur. İçindeki çığlığı satırlara dökmek, hayalleri serpmektir yazma hissi. İslâm dinimiz ve Kuran’dan da örnekler mevcuttur. “ O, kalemle yazmayı öğretendir. İnsana bilmediğini öğretendir.” : (Alâk Suresi, 4.-5. Ayetler).

        Öncelikle “Niçin Yazarız?” sorusunu kendimize sormalıyız. Cevap olarak öncelikle “insan olduğumuz için” yazarız. Mutluyken (anı)larımızı beyaz sayfalarda kaleme alırız, bir de o an’ı ölümsüzleştirmek için fotoğraf makinesiyle çekeriz. Hüzünlü olunca da içinde biriken kırgınlığını, kinini, hislerini, kalp kırıklığını kalemine almak ister insanoğlu. “Yazıyorum, çünkü bu, kendimi anlatmanın en doğal biçimi, hepimiz şu ya da bu yoldan kendimizi anlatmak gereğini duyarız. Bir şeyden, sıkıntıdan, bir sorundan kendimi kurtarmak için yazıyorum… Yazıyorum, çünkü bir şey söylemem gerek, bunu başkalarıyla paylaşmam gerek.” demiş Eric Westpal.

        Mimar Sinan’ın camileri inşası, Bozkırın tezenesi Neşet Ertaş’ın türkülerde gezinen notaları, Van Gogh’un resim yeteneği, Türk Sanat Müziği sanatçısı Zeki Müren’in Türkçemizi tane tane ve mükemmel ifade edişi, cemal(güzellik) ve kemal (olgunluk) işidir. Neden yazarız? Kendimizi tanıtmak, hayallerimizi eyleme dönüştürebilmek, iç sesimizi duyabilmek için yazarız belki de. Jacques Duchateau: “İnsan kendinden bahsetmek, dünyadan söz açmak istiyor.” ifadesiyle lâfını noktalarken, Pierre Hulin: “Ben varlığımı duymak için yazıyorum.” sözüyle orijinal bir cümle kurmuş. Ara sıra not almalı özlü sözleri, güzel bir şiiri. Yolda, otobüste, trende, uçakta, piknikte, pazarda, kütüphanede, bankada sıra beklerken, doktor randevusuna giderken kısacası her ortamda yanımızda taşıdığımız minicik bir not defterimize anılarımızı yazabiliriz.

        Ceyhun Atıf Kansu: “Beni yazmaya iten nedir? Yazma bir çeşit eylemdir. Acıyı yok edebilir miyim? Burada şiir, düzyazı bir eylem gücü kazanır. En sonu bir bireyim ben, bir tek insanım. Benim eylemim yazı, bireysel eylemimdir. Bir de deneyimleme içgüdüsü var. Bir içgüdüdür yazmak, şiir, müzik, resim. Deneyimleme içgüdüsü. Kendini, doğayı, toplumu, insanları, evreni ve sonsuz çıkmazı, ölümü deneyimleme. Ama insan en çok neyi deneyimleyebilir?: Kendisini.” (Varlık, 1 Nisan 1968, Sayı: 715).

        Yazma eylemi konusunda ünlüler ne demiş, ne dememiş şeklinde kafa yormadan evvel “Kendi iç sesimiz neler söylemiş?” diye öncelikle ona kulak vermeli. Ünlülerin başarı yollarındaki ipuçlarını örnek alırken bir yandan da kendi yeteneklerimiz, hobilerimiz, sevdiğimiz ve sevmediğimiz yönlerimiz üzerinde yorumlar yapmalıyız ilk önce. Güzeldir bir kılavuzu örnek almak, mutluluk verir hayat rehberimiz olarak örnek aldığımız zeki insanlarla sohbet etmek. Düşünebilme, yorumlama, konuşabilme, aklını kullanabilme yetileriyle hayvanlardan üstün yaratılmışız. Yaratana ne kadar şükretsek az gelir, aldığımız her nefesin değerini hakkıyla verebilmekte bile yetersiz kalırız kulluk konusunda.

        İlk insanımız Hazreti Âdem’den kâinatın son peygamberi Hazreti Muhammed’e, Yunus Emre’den Mevlana’ya, yazarlardan şairlere, ünlü sanatçılardan parmakla gösterilecek genç kalemlere doğru uzanır yazma tutkusu. Toplu iğne ucu kadar küçük olan düşlerimiz günbegün denizleri aşıp çoğalır. Anbean ballanır şiir saatlerimiz, ebediyete kavis çizip hedefe ulaşır. “Kusurları örtmede gece gibi ol.” diyen Mevlana Hazretleri gibi karanlıklar da korkularımızı örter ve hayaller gün yüzüne çıkıverir. Mercan renkli bir gül dalında titrer kelimeler. Zangır zangır titreyen harfler zamanla düşlerle işlenerek masalsı bir elbiseye bürünür. Güzel iştir yazma eylemi, tanınmış insanların minicik bir sözü dahi yaşamak aşkına kilitler bizleri. Bir şiirin mısraları pare pare can bulur kalbimizde, göğsümüze sıkışan yazma heyecanı bir tutkuya dönüşür tüy kalemle. Yazmak, okumak, yorumlamak; tatlı, özel, apayrı bir haz verir insanlığa.

 

15 Aralık 2018 – Cumartesi

- Yeni Yıla İki Hafta Kala -