Bir kadehle bizi sâkî gamdan âzâd eyledi

Şâd olsun gönli anıñ gönlümi şâd eyledi

 

Bendeyidi bunca yıllar kaddine serv-i revân

Toğrulukla kulluk itdigiçün âzâd eyledi

 

Husrev-i hûbân iden sen dilber-i şîrîn-lebi

Bî-sütûn-ı aşk içinde beni Ferhâd eyledi

 

Od ile korkutma vâiz bizi kim la’l-i nigâr

Cânımuz bizüm oda yanmağa mu’tâd eyledi

 

Nass getürdi hüsnünin da’vâsın isbât itmege

Ol ki yârin kaşını nûn u gözin sad eyledi

 

Aldayup aldı Dehhânî yok behâya cânumı

Sorana bir bûseye aldum deyü âd eyledi

 

İsterisen mülk-i hüsn âbâd ola dâd eyle kim

Pâdşâhlar dâd ile mülkün âbâd eyledi

                             *     *     *
Fâilâtün/ Fâilâtün/ Fâilâtün / Fâilün

Sâkî, bir kadehle bizi gamdan kurtardı. Gönlümü mutlu ettiği (için) onun (da) gönlü
mutlu olsun. [Beyit bir duâ beytidir. Şair kendini mutlu eden sâkînin (güzelin) de A
mutlu olması için dua ediyor.]

Salınan servi, bunca yıl onun boyuna kul, köle idi. Doğrulukla kulluk ettiği için
(sevgili onu) âzâd etti.

Sen şirin dudaklı dilberi güzellerin şâhı eden (kudret), beni (de) aşkın Bîsütun Dağı
(sarp kayalıkları)nda Ferhâd eyledi.

(Ey) vâiz, bizi ateşle korkutma. Çünkü güzelin dudağı, bizim cânımızı ateşte yanmaya
(çoktan) alıştırdı.

Yârin kaşını nun, gözünü sad eyleyen (kudret), onun güzellik iddiasını ispat etmek için delil getirdi. (O kaşla o göz yan yana gelince 'nas' kelimesi yazılmış olur.)

(Sevgili) aldatıp Dehhani’nin canını çok az fiyat karşılığında satın aldı, sonra da bir öpücüğe aldım diye adını çıkardı.

Güzellik ülkesinin âbâd olmasını istiyorsan âdil ol. Çünkü padişahlar ülkelerini adaletle âbâd ettiler.