░   Yönetmen İsmail Güneş, Türkiye’deki muhafazakâr kesimin önde gelen ve bu kimliği yüzünden her dönem mağdur olan sinemacılarından. İlk olarak 12 Eylül darbesini anlattığı "Gülün Bittiği Yer" adlı filmi toplatılan Güneş, başarılı eserler çekmesine rağmen ısrarla bir takım çevrelerce görmezden gelindi. İsyanını Türkiye gazetesinde Murat Öztekin ve gazete okuyucularıyla paylaştı.
     Yönetmen İsmail Güneş, Türkiye’deki muhafazakâr kesimin önde gelen ve kimliği yüzünden hemen her dönem mağdur olan sinemacılarından. İlk olarak 12 Eylül darbesini anlattığı “Gülün Bittiği Yer” adlı filmi toplatılan Güneş, başarılı eserler çekmesine rağmen ısrarla bir takım çevrelerce görmezden gelindi. Yurt dışından ödüller aldı, Oscar’a aday adayı oldu ancak Türkiye’deki film festivallerinin ambargosundan kurtulamadı. Festivalleri organize eden isimler için ‘çete’ tabirini kullanan yönetmen Güneş, içini gazetemize döktü...

Türkiye’deki film festivallerinde gerçekten adil bir seçim yapılıyor mu?

     Aslına bakarsanız festivaller çetelerin elinde. Bu organizasyonların ön seçiminde 10 tane film tespit ediyorlar. Dünya görüşlerine göre 3 tane sağlam film oluyor, diğerleri de dolgu malzemesi niyetine alınıyor. Dolayısıyla dereceye girecekler neredeyse önceden biliniyor. Jüri de mecburen bunları seçiyor. “Ateşin Düştüğü Yer” isimli filmim Antalya Film Festivali’nin ön jürisinden 100 üzerinde 0,1 aldı. Fakat bu eser, dünyanın en prestijli organizasyonlarından biri olan Montreal Film Festivali’nde en iyi film seçildi. Sonrasında “Ateşin Düştüğü Yer”i Adana Film Festivali’nde de intikam alırcasına yine festivale dahil etmediler. Bu ayrımcılığın bir özrü yok mu? Biz her dönemde neden ötekiyiz, birinin bunun açıklamasını yapması lazım. Her siyasetçi, belediye başkanlığını kazanınca bütün birimlerin müdürlerini değiştiriyor. Ama iş kültüre gelince, “Biz bundan anlamayız” denilerek isimler aynı kalıyor. Hâl böyle olunca yıllardır bazı isimler istediği gibi at koşturuyor.

 
Son Altın Portakal’da da sıkıntılar yaşadınız galiba?

     Altın Koza’ya gitmediğim gibi Antalya Film Festivali’ne de katılmayı düşünmüyordum. Fakat festivalde darbe filmleri seçkisi olacağını öğrenince katılmaya karar verdim. Daha önce 1980 darbesini işlediğim “Gülün Bittiği Yer” filmimi burada göstermem istendi. Bu eski eseri binlerce lira harcayıp modernize ettirdim. Sonrasında yer yok bahanesiyle gösterimini kenar bir sinemaya attılar. Bazı filmleri de ön plana koydular. Bunun ardından darbe filmleri seçkisinin bazılarının, eserlerinin reklamını yapmak ve hükümete cici görünmek için tertiplediği bir iş olduğunu anladım. Bunu sosyal medyada eleştirince kıyamet koptu.

Ne gibi bir reaksiyon aldınız?

     Önce görmezlikten geldiler sonra bana yüz çevirdiler. Darbe filmleri üzerine bir panel tertiplediler ama bu hususta bir filmim olmasına rağmen beni konuşmacı olarak çağırmadılar. Ben de paneli dinlemek için salona gittim. Orada mikrofonu elime alarak, açtım ağzımı yumdum gözümü. Organizatörlere hitaben “Bir ‘öteki’niz var, bu öteki ne yaparsa yapsın sizin için bir önemi yok. Siz darbeye karşı değilsiniz, yalandan bir faaliyet yapıyorsunuz” diye haykırdım. Orada da dediğim gibi: Ben öldükten sonra da bana onur ödülü falan verilmesin. Çünkü bu onur ödülü değil onursuzluk mükâfatı.

‘Kervan 1915’ empati filmi

     Ermeni tehcirinde yaşanan acıları anlattığı “Kervan 1915” filmi hakkında da bilgi veren Güneş, “Biz millet olarak direkt bir şeyler söyleyen filmleri seviyoruz. Ama bu filmim biraz anlamak üzerine olacak. Aslında zor durumda kalan insanlarla empati kurmaya çalıştım. Gerilimler, aşklar ve düşmanlıklarla o tehcir kervanına eşlik ettim” diye konuştu. Filmin gösterim tarihinin darbe teşebbüsü yüzünden tehir edildiğini söyleyen Güneş, “Filmi 7 Ekim’de beyaz perdeye taşımayı düşünüyorduk ama bu kararı aldığımızda henüz darbe olmamıştı. Artık 21 Nisan’da gösterime koymayı planlıyoruz” ifadelerini kullandı.
 

Kaynak: Türkiye Gazetesi / Murat Öztekin