░   Kazak masalları içinde en önemlisi ve Kazak halkının en sevdiği kişi batır Er-Töstik olabilir. Er-Töstik akla gelen ya da gelmeyen büyük engelleri aşarak yer altı krallığını bulmamış mıydı? Sonunda o, hayatın başlangıcını sembolize eden ulu ağacı görmemiş miydi?

     Türk efsanelerine göre, bu ağacın tepesinde yaşayan Zümrüdü Anka kuşu yılda bir defa altın yumurta yumurtluyormuş. Bu yumurta yaşam sembolü gibi bütün her şeye can veriyormuş. Fakat bu yüce kuşun her yıl dünyaya getirdiği tek civcivi yılın belirli bir mevsiminde ölüyormuş. Civcivin yumurtadan çıktığı günlerde, bir ejderha yılan ulu ağacın gövdesine sarılarak yukarı tırmanıp savunmasız, günahsız civcivi yutuyormuş. Yer altı krallığına ulaşan Er Töstik, civcive hamle yapan ejderhayı ok atıp öldürmüş. Buna çok memnun olan Zümrüdü Anka, civcivini ecelden kurtardığı için Er Töstik’i yer altından yer üstüne çıkarmış.
     Adet olduğu üzere, masalda bu ulu ağacın tam ölçüleri verilmez. Üstelik bu anlatılanlardan, masalda geçen varlıkların neye benzediğini ve yapılarının nasıl olduğunu anlamak imkansızdır. Fakat hayatta, hayal gerçeğe dönüşebilmektedir. Böyle bir gerçeklik ise ölçü ve biçim bakımından kesinliğe ihtiyaç duymaktadır.
     Astana’ya, onu diğer başkentlerden ayrıştıran bir sembol yapılması gerektiği düşüncesi, başkenti sol yakaya taşıma düşüncesiyle aynı zamanda ortaya çıktı.
     Bu konuyla ilgili çok sayıda teklif geldi. Bunlar arasından Zurab Tsereteli ilginç bir öneride bulundu. Ona göre Astana’nın sembolü, 200 metre yüksekliğinde büyük bir köprü- kemer şeklinde olmalı ve en yüksek yerine de Altın Adam bulunmalıydı.
     Teklif gayet ilgi çekiciydi. Fakat buna benzer bir figür Almatı’da Cumhuriyet Meydanı’nda vardı. Böyle bir sembolü taklit etmek bana pek uygun gelmedi.
     Arap uzmanlar yaklaşık 200 metre yüksekliğinde büyük bir külah inşa etmeyi ve dibine “küyiz ev”e benzer bir şekil yapılmasını teklif etmişlerdi. Ve buna benzer nice teklifler...
     Elime yeni bir eskiz parçası aldığım her defasında, bunun nasıl olabileceğini hayal eder ve sonunda içimden “bu değil” derdim.
     Anlam olarak basit ama orijinal bir şey olsun isterdim.
     Yeni başkentin sembolü ne olabilir acaba? Hangi obje bizim milli rengimizi yansıtacak böyle bir muhteşemliğe sahip olabilir ve gören herkes onu hemen anlayabilir? Bununla ilgili, özellikle büyük bozkır tarihi, mitolojisi ve kültürü hakkında okuduklarımdan ve bilhassa kendi hayat tecrübelerimden istifade ederek, hayalimde sayıda örnek yaptım. Zihnimden geçen yüzlerce eskiz ve resim çalışmasından sonra, nihayet Bayterek sembolünde karar kıldım. Bir zamanlar anlatılan masal etkisini göstermişti. Hemen, hızlı bir şekilde, Bayterek sembolünün nasıl olması gerektiğini kabaca çizdim. Fikirlerim aşağı yukarı belirginleşince, hayalimdeki resmi tamamıyla çizdim ve değerlendirilmek üzere Mimarlar Birliği’ne gönderdim.


     Fikir beğenilmiş, mimarlar grubu hemen şevkle çalışmaya başlamıştı. Velhasıl uzmanlar önce eskiz çalışmaları yaptı. Çalışma tamamlandığında ortaya çıkan resim, sanki yapılacak sembolün resmi gibi olmuştu.
     Elbette şu ya da bu yapının tercihi konusunda ekonomik sebepler de önemli rol oynadı. Hemen hemen bütün yabancı projelerin maliyeti birkaç on milyon dolardı. Tsereteli’nin projesinin maliyeti 60 milyon dolar, bizim kendi projemiz “Bayterek”in maliyeti ise sadece ve sadece 5 milyon dolar idi. Bu proje, “CCC” yatırım firmasının bir hediyesi oldu.
     Üstelik bu sembol, ruh ve anlam bakımından bize daha yakındı.
     Böylece başkentin sembolünün ne olacağı ve neyi, nasıl inşa edeceğimiz tamamen belli olmuştu. Bu geleceğin sembolü bütün katılımcıları memnun etti. Çünkü Bayterek’te bozkırın mimari gelenekleri, eski Kazakistan’ın kültürü ve meyveleriyle hayatın devam ettirildiği ağacın felsefi anlamı en organik biçimde yansıtılmaya çalışıldı. Şimdi, adı “Astana-Bayterek” olan bütün bu anıt tesisin projesini gerçekleştirmeye hazırlanma zamanıydı.


     Bir zamanların hayali bugünün gerçeği “Bayterek”, Astana yönetim alanının tam merkezinde, nehrin sol sahilinde gökyüzüne doğru yükseliyor. Bu yeni yapıdaki en ilginç özellik, gölgesinden bütün geometrik şekillerine kadar her görüntüsünün sembolik olması.
     Bayterek’in yüksekliğinin tam 97 metre olduğundan başlayarak anlatalım. Bu rakam başkentin Almatı’dan Astana’ya taşınma tarihine, yani 1997’ye denk geliyor. Bizim Bayterek’in muhteşem bir yapı olduğunu ve dünyada bir benzerinin olmadığını belirtmek gerekiyor. Yüksek kuleler üstüne mimari küre yapma tecrübesine sahip şehirler var elbet. Örneğin Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki cam küre 56 metre yükseklikte, İtalya’da ise 20 metre yükseklikte. Onları, bizim 97 metrelik Bayterek’imizle karşılaştırıp görün...
     Bayterek’in daha güzele ve daha yükseğe atılmasını sembolize eden binlerce farklı renkte balon, Bayterek’in açılış günü seremonisinde, gökyüzüne bırakıldı.
     Aslında Bayterek’in açılışının yapıldığı o gün, yeni başkente yeni binaların yükselişini hatırlatan en parlak günlerden biri oldu. Üzerinde yaldızlandırılmış bir küre asılı olan ve dalları açılmış bir ağacı anımsatan büyük, alışılmadık ve standart dışı bu yapı sadece Astana’nın süsü değil, aynı zamanda onun sembolü ve nazar boncuğu olacaktır.
     Gerçekten de Bayterek henüz yeteri kadar büyüyemeden yeni başkentin gerçek sembolü oluverdi. Televizyon ekranlarında, gazete ve dergi sayfalarında, afiş ve reklam panolarında, hemen her yerde o alıştığımız Bayterek’in resmini görmek mümkündü. Başkentin sembolü olması nedeniyle Bayterek, en çok ziyaret edilen yerlerden biri oluverdi.
     Bayterek’le ilgili bir röportaj esnasında şöyle bir cümle söylediğimi hatırlıyorum: “... Yeni başkentin sembolü, mutlu geleceğimizin sembolüdür. Bayterek’in şehir halkının en çok sevdiği dinlenme yeri ve başkentimizin kartviziti olacağına inanıyorum...”


     Bunun böyle olacağından şüphem yok. Bayterek gerçekten de mimari özelliği ve ender güzelliğiyle bütün ilgiyi üzerine çekiyor. Beş yüz ayrı renkten oluşan meşale ışıklarından akan yaklaşık yüz metrelik gözenekli bir anıt gibi. Özellikle, Bayterek’in en yüksek tepesine yerleştirilen, üç katmerli dilimden yapılan altın küre büyük ilgi çekmektedir. Onun camla kaplı alanı 1,5 bin metre kareye ulaşmaktadır. Dikkate değer başka bir şey ise, yerden bu kadar yüksekteki altın küreyi, Bayterek anıtının açılış günü arifesinde birkaç dağcının insanı kör edecek kadar parlatması ve tertemiz etmesiydi.
     Metal, cam ve demirli betonla sımsıkı örülen Bayterek tamamen ortaya çıktı. Astana’nın bütün sakinlerinin övüncüne dönüşen anıt, kendi parlak ışığıyla başkent üstüne nur saçıyor.


     Daha evvel de dediğim gibi bu muhteşem yapının yüksekliği tam 97 metre. Esas girişin başladığı demirli beton satıh yerden 4,8 metre yüksekliktedir.
     Yaklaşık 85 ton ağırlığındaki metal kaplama, Bayterek’in gövdesini rutubetten korumaktadır. Kulenin ana yapısı içinde; iki adet hızlı çalışan asansör ve taşıyıcı, havalandırma tesisatı, elektrik panosu, pompa ve “Astana-Bayterek”in aralıksız ve sorunsuz çalışması için gerekli diğer teknik altyapıların yerleştirildiği mekanik odası bulunmaktadır.
     22 metre çapındaki küre 76,9 metre yüksekliğe yerleştirilmiş. Mimari anlamda bu altın küre, Fuller’in jeodezik kubbesini andırır mihverimsi bir kılıfa benziyor. İlginç bir şekilde, bundan kısa bir süre önce, atomları bu yapıdaki gibi dizilen yeni bir madde hali tespit edildi. Bunu keşfederek Nobel ödülü alan bilim adamları, bu atom sıralanışını, ünlü mimar Fuller’in ismine atfen “Fulleren” diye adlandırdı.
     Özel cam kaplamayla kaplanan kubbenin toplam ağırlığı yaklaşık 70 ton, altın kürenin yüzey alanı ise yaklaşık 1.553 metre karedir. Bu muazzam küre içinde, başkentin eski ve yeni yüzünün rahatlıkla seyredilebileceği panoramic salon var. Altın küre ve yapının ana girişi 695 ton ağırlığındaki “gövde” diyebileceğimiz metal bir yapıyla birbirine birleştirilmiştir.

     Bütün bunların yanında, “Astana-Bayterek” tesisini ziyarete gelenlerin rahat bir şekilde dinlenip keyif alabileceği kafeterya ve büfeleri de anlatmak gerek.
     Yeri gelmişken, yeni başkentin sembolü haline gelen bu muhteşem sanat eserini ortaya getirenleri kutlamak istiyorum.
     Kastettiğim kişiler, öncelikle yüksek kabiliyetli mimar Akmurza Rustembekov ile “Astana-Bayterek” tesisinin projeleştirilmesi işinde çalışan mimarlar grubuna başkanlık eden Kazakistan Mimarlar Birliği Başkanı’dır.
     Astana’nın sembolünü yapan bu grupta mimar S. Bazarbaev ve J. Aytbalaev, proje mühendisi M. Vaynşteyn ve uzman A. Ospanov yer almaktadır.
     Bayterek anıtının altı ay süren inşaatını kabiliyetli ve tecrübeli inşaat mühendisi V.T. Kananıhin’in Genel Müdürlüğünü yaptığı “İmstalkon” AŞ yapmıştır. “Astana-Bayterek” projesinin oluşturulmasında Kazakistan’ın ünlü inşaat firmalarından “Aeroproekt” AŞ, “EMK” Ltd, “Arh-fond” Ltd, Mimarlar Birliği ve “Alua” Ltd çalışmıştır.
     İç tasarımı konusunda ise gerek sanatsal güzelliğini, gerekse üslubundaki ağır başlılığı, başkentin “Astana-Jarnama” şirketinin mimar ve uzman tasarımcılarına borçluyuz.


     Sadece bir şey söyleyebilirim: Bu insanlar olmasaydı, daha doğrusu, böyle insanlar olmasaydı, Astana inşaatçılığı çerçevesinde bu eser bu kadar muazzam olmazdı ve sonuç da bu kadar muhteşem olamazdı.
     Bir de bu eserin, bu projenin hayata geçirilmesinde görev alanların gurur kaynağı olduğunu belirtmek gerekir. Çünkü Uluslararası Mimarlar Birliği’nce, 2002 yılında, Astana’da organize edilen yarışmada, uluslararası otorite sahibi jüri; BDT ülkelerinde yapılan benzer eserlerle kıyaslandığında en mükemmeli olduğunu belirterek “Astana-Bayterek” anıtını Grand-Prix ödülüne layık gördü.



Nursultan Nazarbayev

Edebi Portal