Müzikle ilgili belki de dünyanın en heyecan verici düşüncelerinin kaynağı hep doğu olmuştur desek, yanlış bir şey söylemiş olmayız.

Müzik hakkındaki en ilgi çekici felsefî yaklaşımlar, teoriler hatta melodiler doğudan çıkmıştır. Doğu'nun kadîm kültürlerinin müzik hakkındaki yorumlarına Batı'da rastlamak pek mümkün değildir. Elbette Batı müzik tarihi içinde çok önemli besteciler yetiştiği âşikârdır, ancak müziği kosmosun diliyle okumak ve izah etmek Doğu'ya ait bir okuma ve izah etme biçimidir.

Müzik hakkında ilk konuşan Hermes, (İslâm düşüncesine göre Hz. İdris) doğuludur. İlk terzidir, ilk şehir planlamacısı ve kurucusudur. Kâinatta Allah'ın (celle celâluhu) yarattığı muhteşem bir âhenk ve kompozisyon olduğunu söyler ve insanların bu kompozisyonu (besteyi) seslendiren birer enstrüman olduğunu, enstrümanların akordları bozulsa bile bunun, bu muhteşem besteyi asla bozamayacağını söyler. Hz. Davud da (aleyhisselâm) doğuludur. Kur'ân-ı Kerîm'de Sebe' Sûresi'nde 'Dağlar ve kuşların kendisinin emrine verildiği ve Davud'un yönetiminde hep birlikte sabah akşam âhenkli bir şekilde Allah'ı terennüm ettikleri' bildirilir. Yani müzik diliyle konuşacak olursak, adeta Hz. Davud'un (aleyhisselâm) şefliğinde müthiş bir korodur bu.

Hermetik doktrinin öğretildiği Mısır'daki Memphis Tapınağı'nda yıllarca birçok ilmi tedris eden Pythagoras da, Samos adasında doğmuş olmakla birlikte, doğulu bilgi ile yetişmiş ve doğulu bilgelikten nasibini almış bir filozoftur. Felsefenin ve müziğin babası olarak kabul edilir. 'Felsefe' kavramını ilk kullanan odur ve felsefenin 'hikmeti sevmek' demek olduğunu ifade ederek ve felsefenin kurucusu olarak felsefeye en yakışan, en uygun mânâyı yükleyen odur. Müziği de, belki yetiştiği Hermetik kültürün etkisiyle izah eden, kosmosun bir âhenk (harmonia) olduğunu, kâinattaki gezegenlerin dönerlerken nağmeler çıkardığını, kendisinin bu nağmeleri işittiğini, dünya üzerindeki müziğin de aslında kâinattaki bu müthiş melodinin bir yansıması olduğunu ilk kez söyleyen de odur. Konfüçyüs'ün doğulu olduğunu söylemeye gerek var mı bilmiyorum ama, müziğin göklerden geldiğini söyleyerek tıpkı Pythagoras gibi ona kozmik bir anlam yükleyen ve hem de Çin pentatonizmini (beş ses sistemini) toplumdaki beş hiyerarşik yapıyla açıklayan ve 'eğer ses bozuksa o sesi temsil eden kişi ve toplum da bozuktur, eğer bu seslerin hepsi bozulmuşsa bütün toplum bozulmuştur' diyen de Konfüçyüs gibi bir bilge kişidir.

Müziğin 'bezm-i elest' ile başladığını, yeryüzü zindanına gönderilen insanın bezm-i elest'te 'Elestu biRabbikum ?' diye muazzam bir güzellikle soran sese ve sahibine iştiyâk duyarak bu iştiyâkini mûsikî ile giderdiğini söyleyen büyük mutasavvıf Cüneyd-i Bağdâdî de doğuludur. 'Risâletu'l-Kuds' adlı eserinde 'Mûsikî, Rabbânî sırların uyarıcısıdır. Mânevî mûsikî el-Hakk mûsikîsidir, Allah'tan gelir. Mânevî mûsikî ancak Hak âşıklarına câiz, câhiller için ise haramdır' diyen Şîrazlı Ruzbahan Baqlî de doğuludur. Mûsikî'nin 'yüksek ilimlerden bir ilim' olduğunu söyleyen Fârâbî, 'Mukaddime' adlı zamanını aşan eserinde mûsikîyi 'yedi adet aklî/felsefî ilimlerden biri' olarak kabul eden İbn Haldun, mûsikî ile tıb ilmini birleştiren ve mûsikîyi kozmik bir lisan ile izah eden ilk Müslüman filozof olan Yakub el-Kindî, mûsikî ile ilgili risâleler yazan İbn Sînâ ve İhvân-ı Safâ da doğuldur. Belh'de başlayan hayat yolculuğu Konya'da 'Şeb-i Arus' ile nihayetlenen; 'Mûsikî âşıkların gıdasıdır' diyen ve Mesnevî'sini 'Bişnev ez (en) Ney (Dinle Ney'den)' beytiyle başlatan, Ney'in aslında 'insân- kâmil'i sembolize ettiğini söyleyen Hz. Mevlânâ dahi doğuludur. Dünyada, müzikte ilk sistemci okulun kurucusu olarak kabul edilen Safiuddin Urmevî ve zamanının büyük nazariyatçısı ve bestekârı Abdulkâdir Merâgî de doğuludur. Mûsikî, bütün bu doğulu şahsiyetlerin derin anlamlar kattığı bir şerîf ilimdir, yüksek ilimlerden bir ilim ve sanattır. Hikmetin dilidir, aşkın lîsânıdır.

Doğu, sadece müzik düşüncesinin değil, müzikteki melodik zenginliğin de kaynağıdır. Uzakdoğu/Çin pentatonizminden, Hind ragalarından, Anadolu, Azerbaycan, İran ve Arap makamlarından, doğunun Hıristiyan Süryânî modlarından, Yahudi dizilerinden muazzam bir ses ve âhenk zenginliği âdeta fışkırır. Batı'ya müzik Anadolu koridorundan ve Ortadoğu Hıristiyan bilgi ve birikiminden, daha sonra da Tarık bin Ziyad ile İspanya'ya varan büyük göç ile ulaşmıştır. Gotik Dönem içinde yani aşağı yukarı onbir ilâ onüçüncü yüzyıllar arasında yaşamış ve doğunun ezgi ve enstrüman birikimini Avrupa'ya taşımış olan gezgin müzisyenlerin (troubadourlar) çabaları ile ulaşmıştır. Avrupa müziğinin hamurunda aslında doğu karışımı vardır.

Yirminci yüzyılın en önemli düşünürlerinden biri olan merhum Cemil Meriç'in 'Işık Doğudan Gelir' adlı ufuk açıcı eserinin, yazının bu başlığında ne kadar etkili olduğunu söylemeye sanırım gerek yok. Bu cevher ve yaklaşım hiç şüphesiz ona aittir. Bizim yaptığımız, hikmetin sesi olan müziğin kaynağının da 'Doğu' olduğunu böyle bir gazete yazısının başlığına koyup tekrar etmek olmuştur.

Ravi Shankar öldü

Bu arada, Hind müziğinin yaşayan son büyük ismi, Sitar üstadı Ravi Shankar, geçtiğimiz hafta 92 yaşında hayata vedâ etti. Shankar ismi, Beatles'la beraber yükselmişti. Beatles'ın gitaristi George Harrison'un 'Dünya müziğinin mânevî babası' olarak vasıflandırdığı Ravi Shankar, gerçekten Hind müziğini dünyaya tanıtan isimdi, Hind klasik müziğinde Maihar Gharana tarzının kurucusu olan Baba Alâeddin Han'ın öğrencisi oldu ve bu geleneği devam ettirdi. Gençlik yıllarımda Londra Senfoni Orkestrası ile yaptığı muhteşem bir konser ve albümü hâlâ unutamadığımı söylemeliyim.

Cemal Reşit Rey Konser Salonu'nun genel sanat yönetmenliğini yaparken, kendisini Türkiye'ye getirmek konusunda epey çaba sarfetmiştim ama yaşlı olduğu gerekçesiyle gelememişti. Biz de Ravi Shankar yerine kızı Anoushka Shankar'ı getirmiştik. Ravi Shankar'ın, Jimmy Hendrix'in sahnede gitarını yakmasıyla ilgili olarak Rolling Stone dergisine verdiği mülakatta söylediği sözler de çok ilginçtir: 'Dehşete kapıldım. Benim için çok aşırı bir olaydı. Bizim kültürümüzde enstrümanlara öyle saygı duyarız ki, tanrıdan bir parçadırlar âdeta…'

Ravi Shankar da yirminci yüzyılda Doğu'nun muhteşem ses ve melodi zenginliğini hiç değiştirmeden, bütün otantikliğiyle Batı'ya taşımış bir müzisyendi. 2012 yılı 'büyük müzisyenlerin ahirete göç yılı' oldu. 'Bozkırın tezenesi' Neşet Ertaş'la yıllar önce Yeni Şafak Gazetesi için konuşmuş biri olarak, vefatının beni ne kadar üzdüğünü, içimde ne kadar büyük bir boşluk oluşturduğunu anlatamam. Allah kendisine rahmet ve mekânını cennet eylesin. Ravi Shankar da Doğu'nun, Hind müziğinin büyük bir ismiydi. Yapabileceği en güzel şeyleri yaparak dünyadan ayrıldı.

Yalçın Çetinkaya

Yeni Şafak