░   İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nin büyük hocalarından, Türk Dili ve Edebiyatının büyüklerinden Prof. Dr. Ömer Faruk Akün'ü geçtiğimiz Mayıs ayında kaybetmiştik. Türk Edebiyatı dergisi Temmuz 2016 sayısını merhum Ömer Faruk Akün'e ayırmış.
     Dergi eski sayılarda olduğu gibi muhteviyatını okuyucuya takdim eden "Hasbıhal" ile başlıyor. Sonrasında yer alan yazılar:

Erol Ülgen - TÜRKLÜK BİLİMİNE ADANAN BİR ÖMÜR: PROF. DR. ÖMER FARUK AKÜN
M. Mehdi Ergüzel - İsa Kocakaplan - KAPLAN BEY, DÂİMÂ KENDİSİNİ YENİLEYEN BİR İNSANDI
Verda Neslihan Akün - “ÜZÜLME NESLİ ÜZÜLME CANIM”
M. Orhan Okay - SON TÜRKOLOG
Birol Emil - TÜRKİYE VE DÜNYA TÜRKOLOJİSİNDEN BİR YILDIZ KAYDI -PROF. DR. ÖMER FARUK AKÜN-
Kâzım Yetiş - PROF. DR. ÖMER FARUK AKÜN
Nuri Sağlam - ESKİ HATIRALARIN RÜZGÂRIYLA
İsa Kocakaplan - AKÜN HOCA
Âlim Kahraman - ÖMER FARUK AKÜN HOCA
Mahmut Babacan - İLMÎ ARAŞTIRMADA BİR ZİRVE: ÖMER FARUK AKÜN
Mehmet Nuri Yardım - HATIRALARIN IŞIĞINDA ÖMER FARUK AKÜN HOCA

     Genel Yayın Yönetmeni Bahtiyar Aslan'ın "Hasbıhal"i:

     "Sevgili Türk Edebiyatı Okuyucuları,
     Mayıs ayının ikinci günü Prof. Dr. Ömer Faruk Akün’ü ebedi âleme uğurlamıştık. Hoca’nın vefatı dar bir ilim çevresinde derin bir üzüntüye sebep oldu. Basının, siyasetin, bürokrasinin ve genel olarak kültür-sanat dünyasının Ömer Faruk Akün gerçeğinden pek de haberdar olmadığını böyle elim bir vesile ile görmüş olduk. Bunun en temel sebeplerinden birini Hoca’nın şahsında aramak gerektiğini düşünüyorum. Merhum Hoca, hiçbir zaman popülariteye tevessül etmedi. Popüler bir bilim adamı olmadı, olmayı da denemedi. Daima kendi meselesinin üzerine eğildi, hatta kapandı, sessiz ve derinden ilerledi. Disiplin anlayışı galiba başka türlüsüne de müsaade etmiyordu. Bu anlayışa mütevazılığını da eklerseniz hem Hoca’nın şahsiyeti bir yönüyle aydınlanmış olur, hem de neden siyaset, kültür ve sanat çevrelerinin onu pek tanımadığı daha anlaşılır bir hâl alır. Şüphesiz bütün bunlar Akün’ün vefatının söz konusu çevrelerde gerekli yankıyı uyandırmamış olmasının mazereti olamaz. Zannederim merhum Akün çapında bir bilim adamı başka bir ülkede vefat etse durum çok çok farklı olurdu.
     Özel sayımıza merhum Akün’ün vefalı talebelerinden biri olan Erol Ülgen’in; “Türklük Bilimine Adanan Bir Ömür: Prof. Dr. Ömer Faruk Akün” başlıklı yazısıyla başladık. Ülgen’in yazısı dergimizde okumaya alışık olduğunuz yazılara oranla hayli geniş bir yazı. Ülgen, uzun yıllardır Akün Hoca ile ilgili her bilgiyi derleyip toplayarak onun hayat hikâyesini oluşturdu. Okuyacağınız metinde Ülgen’in Hoca ile yaptığı uzun söyleşilerin de büyük payı olduğunu biliyorum. Bir bakıma Akün’ün tashihinden geçmiş bir biyografi metni var önümüzde. Ancak asıl metnin çok daha hacimli olduğunu da belirtmek isterim.
     Akün biyografisini, kendisiyle yapılan bir röportaj takip ediyor. 1986 yılında merhum Mehmet Kaplan’ın vefatından sonra M. Mehdi Ergüzel ve İsa Kocakaplan’ın Akün Hoca ile yaptığı bu röportaj, dergimizin Mayıs 1986 tarihli 151. sayısında yayımlanmıştı. Otuz yıl sonra bu röportajı yeniden okumak, kanaatimce Akün ve Kaplan gibi iki büyük ismi değerlendirmek ve anlamak açısından çok önemli.
     Röportajı Hoca’nın tek evlâdı, biricik kızı Verda Neslihan Akün’ün pek tabii olarak oldukça duygulu bir yazısı takip ediyor. Yazının başlığı “Üzülme Nesli, Üzülme Canım”… Neslihan Hanım’ın yazısını okurken hem duygulanacaksınız, hem de Akün Hoca’nın çok ilginç yönlerini keşfedip şaşıracaksınız.
     Bu duygusal yazıyı Prof. Dr. M. Orhan Okay’ın “Son Türkolog” başlıklı yazısı takip ediyor. Şüphesiz Okay, Akün Hoca’yı hakkıyla değerlendirecek birkaç isimden biridir. Bu itibarla Okay’ın yazısını büyük bir dikkatle okuyacağınızı tahmin ediyorum. Bir sonraki yazı Prof. Dr. Birol Emil’e ait. “Türkiye ve Dünya Türkolojisinden Bir Yıldız Kaydı: -Prof. Dr. Ömer Faruk Akün-” başlıklı yazıyı, Birol Emil’in eşsiz üslubuna hayran kalarak okuyacaksınız. Emil’in yazısı aynı zamanda son derece vukuflu ve kapsamlı bir yazı. Prof. Dr. Kâzım Yetiş ise “Prof. Dr. Ömer Faruk Akün” başlıklı yazısında hocasının nasıl yetiştiği, neden az yazdığı gibi hususlara açıklık getiriyor ve onun gibi bir ilim adamının bir daha yetişmesinin imkânsızlığına vurgu yapıyor.
     Nuri Sağlam, hocasını farklı ve etkili bir üslupla anlatıyor. “Eski Hatıraların Rüzgârıyla…” başlıklı yazı, adından da anlaşılabileceği gibi Hoca’yı daha çok Yahya Kemal’in ruh ikliminde anlamak gerektiğini ima ediyor. Metin, bizi bu iklime davet eden çağrışımlarla örülmüş. İsa Kocakaplan, Akün Hoca’yı nasıl tanıdığını, onun hocalığını, bilim adamlığını ve insanî vasıflarını anlatıyor. Bu sayıda yayımladığımız röportajın hikâyesini de anlatıyor Kocakaplan bu yazısında. Özellikle bu hikâyenin ilginizi çekeceğini düşünüyorum.
     Bu sayıya katkı verenlerden biri de Âlim Kahraman oldu. Kahraman’ın “Ömer Faruk Akün Hoca” adlı yazısı özellikle bir yönüyle çok önemli. Âlim Kahraman, önce Akün’le ilgili bir değerlendirme yapıyor yazısında. Hatıralarla örülü bu değerlendirmeyi, Akün’ün ders notlarından bir kısmını paylaşarak devam ettiriyor. Ders notları, yazının önemini ikiye katlıyor şüphesiz. Bu notların devamının gelip gelmeyeceğini doğrusu ben de çok merak ediyorum. Mahmut Babacan da “İlmî Araştırmada Bir Zirve: Ömer Faruk Akün” adlı yazısında Hoca’nın çalışma metodunu irdeliyor ve bir ansiklopedi maddesi üzerinden bunu örneklendiriyor. Özel sayının son yazısı M. Nuri Yardım’a ait: “Hâtıralar Işığında Ömer Faruk Akün Hoca”. Yardım’ın anlattığı anekdotları zaman zaman tebessüm ederek okuyacaksınız.
     Yeni sayılarda buluşmak üzere.

Bahtiyar ASLAN
Türk Edebiyatı Dergisi
Genel Yayın Yönetmeni"