Sevgili Türk Edebiyatı okuyucuları,
     İçinde bulunduğumuz yıl, İstanbul’un fethinin 560. yılı. Bu vesileyle “Fâtih, Bellini ve Rönesans” başlıklı yazımda, Fâtih’in son yıllarında İstanbul’a davet ettiği İtalyan ressam Gentile Bellini ve Rönesans’la ilişkilerine bir göz atarak daha çok popüler tarihçiler tarafından bir Rönesans padişahı, dolayısıyla bir hümanist olarak takdim edilen Fâtih’in asıl niyetinin ne olduğunu anlamaya çalıştım.

     Savunduğum görüş şu: Rönesans ressamlarının bile ne yaptıklarının tam idrakinde olmadıkları bir devirde, Fâtih’in bu tarihî dönüşümü fark ederek adımlar attığını iddia etmek doğru değildir. Tarih dönemlerinin birbirinden kesin çizgilerle farklılaşmasına yol açacak sert kopuşların hiç yaşanmadığı biliniyor. XIX. yüzyıl Fransız tarihçisi Michelet’nin “Rönesans” diye adlandırdığı dönemde antikiteye ilgi duyan aydınlar ve sanatçılar, özellikle erken dönemde, başlattıkları hareketin nelere yola açacağını bilemezlerdi. Fâtih’in de böyle bir sürecin şuurunda olması imkânsızdır. İtalya’da gelişmekte olan resim sanatıyla ve “antikite”yle ilgilenmesine bazı tesadüflerin yol açtığı söylenebilir. İtalyan sanatçıları hem resim sanatına meraklı olduğu, hem de hâkimiyeti altına almak istediği İtalya hakkında bilgi edinmek için davet etmiştir.
Necmeddin Turinay’ın ilk bölümünü geçen sayıda yayımladığımız “Şairlerin Abdülhak Şinasi Okuması” başlıklı yazısının ikinci ve son bölümünü bu sayıda okuyacaksınız. Türinay, bu yazısında 1934 yılından itibaren Türk şiirinde “mazi tahassürü”nün aşırı derecede arttığını, bunun da Hisar’ın etkisiyle açıklanabileceğini iddia ediyor. Bu amaçla gözden geçirdiği şairler şunlar: Ahmet Hamdi Tanpınar, Ahmet Muhip Dıranas, Cahit Sıtkı Tarancı, Ziya Osman Saba, Necip Fâzıl, Fâzıl Hüsnü Dağlarca...
      Genç bir akademisyen olan Şeyma Karaca da, Hasan Ali Toptaş’ın son zamanlarda üzerinde çok konuşulan Heba adlı romanını “gerçeklik-kurmaca” ilişkisi açısından ele aldı.
Almanya’da yaşayan yazar dostlarımızdan Kadri Akkaya’nın “Türkoloji’nin Almancası” başlıklı yazısının da ilginizi çekeceğini tahmin ediyorum. Türkoloji konusunda Avrupa’da ilk çalışmalar Paris’te başlamışsa da, bu ilim dalında daha sonraları Almanca konuşulan ülkelerin üniversitelerinde büyük Türkologlar yetişmiştir. Viyana, Berlin, Göttingen ve Giessen üniversitelerinde bu alanda dünya çapındaki önderlik yarışı hâlâ devam etmektedir. Kadri Akkaya bu konuyu enine boyuna değerlendirdiği yazısının yanı sıra, Almanya’da yaşayan Türk asıllı iki genç Türkologla, Dr. Sevgi Ağcagül ve Hayrettin Aydın’la Almanya’da Türkoloji’nin bugünkü meselelerini konuştu.
      Türkiye’de halk biliminin büyük isimlerinden Nail Tan’ın “Türkiye’de Halk Bilimi Çalışmaları”nın 100. Yılı” başlıklı makalesine de dikkatinizi çekmek istiyorum. Halk bilimini ülkemizde bir bilim dalı olarak değerlendirip kamuoyuna tanıtan ilk yazıları 1913 yılında Ziya Gökalp, 1914 yılında da M. Fuad Köprülü ve Rıza Tevfik Bölükbaşı yazmışlardı.
“Türkiye’de Popüler Tarihçilik” adlı kitabından tanıdığımız Dr. Ahmet Özcan, M. Şakir Ülkütaşır ve Abdülkadir İnan’ın birlikte yazıp yayımlamayı planladıkları, ancak sadece tek fasikül çıkarabildikleri Türkoloji Ansiklopedisi’nin hazin macerasını anlatıyor. Özcan’ın yazısını, Ali Sali’nin gazeteci Ahmet Dinç’le yaptığı röportaj takip ediyor. Röportajın konusu, Dinç’in Anadolu’dan topladığı, çoğu sözlükler dâhil hiçbir kaynakta, kayıtta bulunmayan on bir bin kelime ve kavramı bir araya getirdiği Türkçenin Kayıp Kelimeleri adlı sözlük çalışması... Yasemin Özcan Gönlüal da, Ödemiş Yıldız Kent Arşivi ve Müzesi’nde kurulan Türkiye’nin ilk sözlük kitaplığını tanıtıyor.
      Bu sayının dikkate değer yazılarından biri de Kâmil Yeşil’in “Yunus Emre Türkçesi ile Ramazan Hadisleri” başlıklı yazısı. Ramazan hadislerinin bir araya getirildiği Fedâil-i Ramazanu’l-Mübarek adlı yazma eseri değerlendiren ve metnini veren Kâmil Yeşil’e göre, bu eserde kullanılan söz varlığı, öncelikle Yunus Emre’nin şiirlerinde ve Dede Korkut Kitabı’nda görülmektedir.
      Bu sayımızı Berik Şahanov, İmdat Avşar, Osman Koca ve Ufuk Aykol hikâyeleriyle; Mehmet Narlı, Mehmet Aycı, İsmail Aykanat, Muhammed Hüküm, Yasin Mortaş, Sedanur Saka, İlhan Kayhan, Mehmet Mücahit Yılmaz, Kerem Nadir, Adnan Sayım, Cengiz Aydın, Necip Fazıl Akkoç ve Ahmet Mahir Pekşen de şiirleriyle zenginleştirdiler. Kırkambar’ımız her zaman olduğu gibi dopdolu...
      Daha güzel ve daha zengin sayılarda buluşmak ümidiyle ve muhabbetle efendim.

Beşir Ayvazoğlu

YAZILAR
Beşir Ayvazoğlu  HASBIHAL
Beşir Ayvazoğlu  FÂTİH, BELLİNİ VE RÖNESANS
   FÂTİH VE TROYA
   FÂTİH VE SİNAN PAŞA
Necmettin Turinay  ŞAİRLERİN ABDÜLHAK ŞİNASİ OKUMASI / II
Şeyma Karaca  ‘HEBA’DA GERÇEKLİK KURMACA İLİŞKİSİ
Berik Şahanov (Çeviren: İmdat Avşar)  O NAĞMEYİ UNUTMADIM
İmdat Avşar  SÖYLENMEMİŞ SÖZLER
Osman Koca  ŞEYH TENNUR
Ufuk Aykol  BEN DELİ DEĞİLİM
Kadri Akkaya  TÜRKOLOJİ’NİN ALMANCASI
   ALMANYA’DA TÜRKOLOJİ’NİN BUGÜNKÜ DURUMU
Nail Tan  TÜRKİYE’DE HALK BİLİMİ ÇALIŞMALARININ 100. YILI
Ahmet Özcan  ‘TÜRKOLOJİ ANSİKLOPEDİSİ ÜZERİNE BİR KALEM DENEYİ’
Ali Sali  “ANADOLU TÜRKÇESİ, SESLİ, GÖRÜNTÜLÜ VE YAZILI OLARAK KAYIT ALTINA ALINMALIDIR”
Yasemin Özcan Gönlüal  ÖDEMİŞ YILDIZ KENT ARŞİVİ VE MÜZESİ’NDE TÜRKİYE’NİN İLK SÖZLÜK KİTAPLIĞI
Kâmil Yeşil  YUNUS EMRE TÜRKÇESİ İLE RAMAZAN HADİSLERİ FEDÂİL-İ RAMAZANU’L-MÜBAREK
   FEDÂİL-İ RAMAZANU’L-MÜBAREK
   KIRKAMBAR

 

ŞİİRLER
Mehmet Narlı  DAĞIN İÇİNDE
Mehmet Aycı  EK GÖSTERGE
İsmail Aykanat  SENİNLE YAŞLANMAK İSTİYORUM
Muhammed Hüküm  ÖNCE
Yasin Mortaş  HÜZÜN KATALOĞU
Sedanur Saka  DERİN
İlhan Kayhan  DAVET
Muhammed Mücahit Yılmaz  VEDA KONUŞMASI
Kerem Nadir  GÜNAHLAR, SEN VE BİZ
Adnan Sayım  PAPATYALAR BEYAZLARKEN
Cengiz Aydın  SUSKUN ANKA
Necip Fazıl Akkoç  KİMSE TEK KİŞİLİK DEĞİLDİR
Ahmet Mahir Pekşen

 SONSUZA DİRİLİŞ